Bu Blogda Ara

10 Ocak 2023 Salı

BAĞIMLILIK BAĞLILIĞIN YERİNE GEÇİNCE

 “Hani İmran’ın karısı: “Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten bilen Sensin Sen” demişti.” Al-i İmran:35

La ilaha İllallah diyen cennete girer diye, kendilerince kurdukları dini teşkilatın bonuslarını sunan bezirganların tekelinden çıkarılmayan hiçbir din, insanları cennete götürmez. Kendi olumsuzluklarını meşrulaştırmak için dini kavramları kalkan yaparak, La ilaha İllallah diyoruz, elbette cennettir yerimiz diye kendilerine korunaklı bir mekân oluşturan din bezirganları, kendi dışlarında kalan ve onların anlayışlarıyla örtüşmeyen kim varsa, hepsini cehenneme yollamada da o kadar cesur davranırlar. Cennet ve cehennem kimsenin malik olduğu bir yerin adı değildir. Oraya kimin gidip kimin gitmeyeceğinin kararını veren de tüm mahlukatın efendisi ve yaratanıdır.

Neden acaba, Allah’a kulluğa giden yolun ilk başkaldırı manifestosu, La İlaha ile başlayıp, İllallah ile bitiyor, bunu anlamak ve ona göre yaşamak insan olmanın gereği değil mi? Bunu anlamak için yakarıdaki ayeti kerime bizlerin tüm duyum ve algılarımızı açarak derinlikli bir düşünme üzerine hayatımızı kurmamız için gerekli uyarıyı yaptığını sanıyorum…Karnımda olanı her türlü bağımlılıktan özgürlüğüne kavuşturulmuş olarak sana adadım…Bağımlılıkları olan varlıkların adanmışlığından da söz etmek zordur. Bağımlılıklardan berat etmeyen, özgürlüğüne kavuşamaz, özgürlüğüne kavuşamamış olanlar seçim ve tercih yapamazlar. Tercih yapamamış olanların kavramlarla La İlaha İllallah demesi, onu nasıl cennete götürür acaba, anlayan var mı?

Alışkanlık olmuş ama bunu kişinin kendisinin bile anlamadığı, hissedilmeyen eylemler insanı nasıl bir hedefe taşıyabilir…Sıcak suya ayağını sürekli sokan birine, sıcak suyun çok şifalı bir nimet olduğunu anlattığınızda, acaba o su onun alışkanlık haline getirdiği, ayağını suya sokma eylemi üzerinde ne kadar ve nasıl bir etki yapar. Hatta hiç etkilenmemesi bile mümkün olabilir. Onun için alışkanlıklar haline gelmiş su içmek, yemek yemek gibi sürekliliği olan eylemler insan metabolizmasını çok fazla etkisi altına almadığı gibi, beyni tırmalayan bir kalkış hamlesi başlatamayan kuru sözler de, anlamsız alışkanlıkların tekrarından ibaret olduğu için bir anlam içermez.

Her türlü bağımlılıktan ve bağlayıcılıktan arındırılmış özgür bir eylem üzerine kurulan bir yaşam değilse hayatımız, bizi Allah’a götürür mü, onu sorgulamak en büyük çabamız olmalı ve tüm yönleriyle adanmış bir yaşam olarak ortaya çıkmak insan olmanın gereğidir. Sizi ve Taptıklarınızı yok sayarak inkâr ederek, ben sadece Rabbime gidiyorum diyebilecek yüreklilikte insanlarla, ancak bu evrenin denklemi yeniden fıtratına döner. Bu duruş İbrahim’i bir duruştur.

Kalabalıklar arasında manevi iklimin hipnotize seanslarında alınan hazlarla, uyanık özgürce gidilen bir yolun acısına katlanmak öyle kolay değil. Özgürlük olmadan bağlanmak mümkün değil, ancak bağımlılıklar oluşabilir, ancak hiçbir bağımlılık özgürlüğün sonucu olan bir eylem değildir. İnsanlık, bağımlıklarını özgürce seçilen bir davranış olarak gördüğü için, bağlanmayı bir yıkım olarak görüp, kendi bağımlılıkları arasında can vermeyi tercih edebiliyor. “Karnımda olanı her türlü bağımlılıktan özgürlüğüne kavuşmuş olarak sana adıyorum…”

Şu güzelliği ve yüceliği görebiliyor muyuz, her türlü bağımlılıkların etkisinden arınmış, arı, duru ve halis bir özle sana adıyorum…Sen ancak böyle özgürlüğüne kavuşmuş olanları sana kulluğa kabul edersin, benim bu adağımı kabul et Rabbim diyebilecek erdem ve kararlılığı gösteremeyenler, oluşturdukları dinsel merkezi mekanizmalarla insanlara yol gösteremezler. Onların göstereceği yol ancak Allah’ın dışında gidilen karanlık dehlizler olabilir. Geldiği özün dışında dışarıdan herhangi bir etkileyici olmadan doğrudan yaratanın isteklerine göre yaşayacak bir adağın kabul edilmesi için gayret harcayan bir anlayış ve diğer tarafta, Allah’ım biz her türlü haltı yesekte sen gafur rahim ve affedensin, bizleri bağışla biz Müslümanlarız diyerek alışkanlıklarını hayat zanneden ürkek yalancı gaddar ve hakikati küçük çıkarları için harcamakta sakınca görmeyen biz zavallılar…Sormak gerekmez mi şimdi, hakikaten cennete gidilecekse hak kimin…

Bu açıklamalardan sonra La İlaha İllallah’ın hayatımızdaki anlamına bir bakalım derim…Bu söz bir yaşamın başlangıç berat fermanıdır. Bu beratı almayanlar kapıdan içeriye giremezler, girdikleri kapı ona benzetilmiş olan kapılar olabilir, ancak o kapıdan bilerek Allah’a giden bir yol çıkmaz. Allah’ın bu sınırlarını doğru olarak anlayıp yaşama aktardıktan sonra kimin cennete nasıl gideceğini veya kimlerin gitmeyeceğini belirlemek bizim hakkımız değildir. Bizim görevimiz sadece Hakikati doğru ve olduğu gibi tanımlayarak onun üzerine kümelenmiş sisleri dağıtmaktır. Ancak biz onunla uğraşmak yerine, kendimizi cennet ve cehenneme aralıksız bilet kesen bir bilet kontrol memuru olarak gördüğümüz için, bu alışkanlıklar bizleri hakikati idrakten uzaklaştırır duruma getirdi.

İslam alemi diye bilinen alemde ciddi bir bağımlılık sarhoşluğu yaşanırken, hala bu ortamlar bir değere bağlı olduklarına inanarak hayatlarını sürdürmektedir. Bireysel ferdi yönelimler her ortamda olabilir; ancak gelenek olarak yaygın hale gelen anlayışlar bağımlılıkların oluşturduğu bir hayat olmuştur. Bu hayatın, her ortamda gerçek yaşamın yerine konulduğunu gördüğümüz için, bizler bu hayatları Allah’a bağlanmış hayatlar olarak anlar olduk…Oysa Allah’a bağlanmış hayatlar La ile başlar. La demesini bilmeyen, bağımlılıklardan kurtulamayan, özgürlüğüne kavuşamamış hangi yaşam; Allah’a ait olabilir. Allah’a ait olan yaşamlarla yeryüzünün çehresi yeniden imar edilecek ve insanlık tarihi, insani belirleyicilere göre yazılacaktır.

Allah’ın kendisine bolca verdiği nimetlere bağlanarak, Allah ile arasında oluşturduğu duvarlar arkasından bende oradayım diye bağırmak kimseyi duvarın öbür yanına geçirmeyecektir. Bugün kendisine Müslüman diyen yaşamlar aynen buna dönmüştür. Bağımlılıklarının etkisinden kurtulup özgürlüğüne kavuşmadan ben Müslümanım demektedir. Müslümanlık Ayşe Fatma Ali vs. gibi atalarımızın verdiği bir isim değil, bir yaşam iksiridir. O yaşamı kabullendiğinizde yaşadığınız evrene Güneş yeniden doğar. Uzaklaştığınızda zifiri karanlık bir yaşama mahkûm olursunuz. Oysa bizim gördüğümüz yaşam, çocuklara ataları tarafından verilen bir isim gibi algılanıp sahip çıkıldığı için, bize ait ve ona kimsenin sahip çıkamayacağı bir kimlik olarak bakılıyor. Böyle bir anlayışın neresinde tüm bağımlılıklardan kurtulmuş özgürlüğüne kavuşmuş Allah’a adanmış bir yaşam görebilirsiniz. Allah’a adanmamış yaşamlar, Allah katında kabul gören eylemlerin sahibi olamaz.

Yeryüzünde ciddi bir akıl tutulması, duygu patlaması ve bilinç kırılması yaşandığı için, bu söylemlerin adrese dokunması çok zor olsa da, bunları idrakimiz ölçüsünde ortaya koymak ve idrak sahipleri ile paylaşarak bu yolda sağlıklı bir hayatın oluşmasına katkı sunmak zorundayız.

Yeryüzüne ait nimetleri, verenin istediği gibi harcayarak ona yakın olmak istiyorsak, bunların bağımlılığından özgürlüğümüze kavuşarak Allah’a bağlanmamız gerekiyor. Allah’a bağlanmak için, hayatımızı esir alacak yeryüzündeki tüm ilahları, hayatımızın kılcal damarlarından atıp özgürlüğümüze kavuşmak zorunludur. Özgürlüğüne kavuşanlar ancak eylemlerinin kabul olması için yaratana dua ederler. Diğerleri ise, ben bunları bunları yaptım, daha ne yapayım diyerek bağımlı olduğunu gizlemek için gerekçeler peşinde koşar. Tüm hücreleriyle Allah’a bağlanan ve yeryüzünde Islah görevi üstlenen sevgi muhabbet barış dayanışma kardeşlik için mücadele eden, merhamet sahibi kişilere ne kadar ihtiyaç var günümüzde…

Bağımlılıklarının esiri olmuş, kendilerini özgür zanneden bizler ne zaman “La” diyerek yaratıcıya giden yol güzergahına geçip Allah’a bağlanacağımız bir hayatın canlı tanıkları olmayı düşünüyoruz. Dün gitti, bugün, yarın olmayabilir bir an evvel tüm kalbimiz ve içtenliğimizle, Allah’a giden yolda bize ondan daha sevimli ve bağımlı gelebilecek hiçbir şeyin hayatımıza etki etmesine müsaade etmeyecek kadar, özgürlüğümüzü elimize alalım ve Rabbimizden kendisine adadığımız bu yaşamı, bizden kabul etmesini temenni ederek ayağa kalkalım…İşte o zaman göreceksiniz dünyanın çehresinin nasıl değiştiğini…Bizim dışımızdaki cehenneme taşıma görevini bir tarafa bırakalım, bizim işimiz insanın beden ve ruh yapısıyla alakalı olmamalı, biz olumsuz ve kainata zarar verecek eylemler üzerinde kafa yoralım ve iyiliklere öncü olalım….Yaratan kimi cennetine koyar kimi cehennemine koyar onu o bilir…Biz bir kuluz, görevimiz bağımsız özgür olarak Rabbimize bağlanıp onun yolunda bir adak olmaktır…Bizden kabul buyursun rabbim, katına mahcup olarak bizi çıkarmasın tek temennimiz bu…

Selam ve muhabbetlerim, kurda kuşa tüm kâinatın üzerine olsun yaratılmış olan her şeyi yaratandan dolayı seviyorum…Bu onların olumsuzluklarına ses çıkarmayacağım anlamında değil…Kalın sağlıcakla…

 

Erol KEKEÇ/07.01.2023/12.57/Namazgah Çamlıca/İST



Hiç yorum yok:

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!