Bu Blogda Ara

3 Kasım 2018 Cumartesi

Müslümanca Yaşama Üzerine Bir Hatırlatma-6



Yaratılış özüyle iyice yoğrulmadan, üzerindeki toprağı atmaya çalışan bir tohumun o toprağın altından yeryüzüne filiz çıkarması nasıl ki imkânsız ise, insanın kendini tanımadan kendi yaratılış fıtratındaki kökleşme sürecini tamamlamadan bir duruş sahibi insan olması da mümkün değildir.Toprağa atılan bir tohum önce yerin derinliklerine kadar fıtratıyla hasbihal etmek için temlik, yani damarlar oluşturur, orada sağlam ve dayanıklı bir zemin oluşunca, onun verdiği güç ve kuvvetle, üzerindeki toprağı al aşağı eder ve yeryüzüne çıkar. Kainattaki bu dengeye bakın ki, onun gelişimi, kocaman bir beden, dal budak yaprak, derken, tomurcuk, çiçek ve meyveye dönüşüp ihtişamlı büyüsünü ortaya çıkarması için aldığı gıdaları sadece gövdesinde bırakmıyor, en uç noktalarındaki bir dalın ucundaki tomurcuğa kadar adil olarak görevini yerine getiriyor. Bu durum o ağacın bünyesine yerleştirilen fıtrat donanımına uygun adalet mekanizmasına göre tecelli etmektedir. Bu örnekten alacağımız ve çıkaracağımız önemli bir uyarı olduğunu bilerek yolumuza devam etmeye çalışalım.
İnsan kendi yaratılışını, nasıl böyle gelişerek, dünyanın yörüngesini değiştirecek duruma geldiğini görmeden ve kendisine bu donanımları yükleyen yaratıcı ile arasındaki muhabbeti kurmadan, atacağı her adımda yeryüzünü ifsat etmekten başka bir eylem ortaya koyamayacaktır. Nereden geldiğini bilenler, nasıl ve niçin yaşayıp nasıl bir sonuca hazırlıklı olmaları gerektiğini idrak edebilirler. Bu melekeleri gelişen insanın ancak yeryüzünde bir duruşu ve yaşamının anlamı olabilir. Yaşamı anlamlı kılacak insanların hayatlarında görülecek değerler tüm insanlığın yaşamına ışık olacak evrensel değerler olur.
İnsan yaratılmışlar içinde bir duruş ortaya koyacak tek canlıdır. Bu duruş onun akıl ve muhakeme vasıflarından kaynaklanır. Akıl insanın insani donanımına yüklenmiş insani bir yazılımdır. Eğer bu yazılıma uygun hareket etmezseniz, her zaman ve her ortamda zikzaklar çizen, nerede ne zaman nasıl parçalanacağı ve hangi kazalara sebebiyet vereceği belli olmayan bir yaşamın kurbanı olmaya hazırlıklı olmalısınız.
Müslümanca yaşamak, şahit olmaktır. Hakkı ayakta tutmaktır. Merhametli olmaktır. Adaleti ikame etmektir. İnsanların tamamını inanç ve düşüncelerine takılmadan yeryüzü ölçeğinde ahiretteki hesaplarını dürüyormuş gibi davranmadan aynı yakınlıkta ve aynı ölçüler içinde dikkate almak gerekir. İnsanları bu dünyanın varlıkları olarak değil de farklı bir atmosferin varlıklarıymış gibi ve kendimizi de oradaki bir hesap memuru gibi düşleyip, burada yapılması gerekenlere göre konumlandırırsak yanlış yapmaktan kendimizi arındıramayız. Doğamızla barışarak yeryüzünde bir omurga sahibi olarak yaşamak zorundayız. Omurgasızlık tamamıyla duruş belirleme disklerinin dağılmasından ve içindeki bilyenin taneciklerinin çarkın dışında kalması ve yaşamsal donanıma uygun hareket etmemesinden kaynaklanır.
Yukarıdaki ağaç örneğinde olduğu gibi, insanlar da yaşamın herhangi bir noktasında güç ve kuvvet sahibi olarak yer işgal ettiklerinde, kendi varlıklarının devam etmesi için, türlerinin varlığının devam etmesini de sağlamaları gerekir. Sadece ben var olayım ve herkes benim varlığımı gündem yaparak onunla meşgul olsunlar diye bir beyinsizlik içinde olursa, bunun bedeli kendisini imha etmek olur. Nasıl ki, bir ağacın tek başına bedeninin bir anlamı yoksa, insanlık aleminde bir varlığın odunlaşarak kendisini koruyacağını sanması da çok aşağılık bir tavırdır. Yeryüzünde yaşayan tüm cinslerinin varlığının devam etmesi için, yaratıcının kendisine bağışladığı imkanları kullanması, kullanmayı düşünmesi ve yakınında olanlara da harcaması kaçınılmazdır. İnsan ancak o zaman ne adına yaşadığını anlar ve omurgalı bir varlık olarak kendi duruşunu ortaya koyar.
Adil olan bir yaratıcının ruhundan üflenen varlığın hayatında adil olmayan yaşam belirtileri kök salmaya başlamışsa hayat kendi donanımlarının ötesinde, sahte, sanal ve yalancı bir dünyanın yazılımına göre işletiliyor demektir. Kendi köklerinden gelen ve ruhuna üflenmiş olan bir yazılımı hayatınızdan çıkarıp tamamıyla fesada gitmiş yaşamların size dikta ettiği programlara göre kendi duruşunuzu ve yaşamsal hareketliliğinizi belirliyorsanız, nereye ve kim adına yolculuk yaptığınızı yolun sonuna gelinceye kadar siz de anlamazsınız. Bunun en anlaşılır yolu ve tavır konulmasının şartı; insanın yaratıldığı öz ile, ruhuna üflenen yaratıcının yaratma gerekçesini anlamaktan geçer.
Kendi arkhesini anlamaktan aciz bir beyin, varlık evreninin içindeki yerinin neresi olduğunu ve hangi yörüngede yolculuk yaparsa bu varlık evreninde, o evrenin tevhidi bir yasaya göre hareket etmesine katkı sunacağını kavrarsa bir anlam ifade eder. Bu gerekçeyi anlamayan bir varlık, dünya zindanın daha da kararmasına kendisi de sadece katkı sunar. Bu yaşamsal paradokstan kurtulmadan hangi iklime ve coğrafyaya nasıl bir fidan dikeceğimizi düşünmek sadece geçen zamana biraz daha olumsuz katkılar sunmak olur.
İnsan yeryüzünün halifesidir. Burada halifelik makamında bulunmak yaratıcının yeryüzündeki naibi olmaktır. Yani yaratıcının merhametini, adaletini, şefkatini, Rezzaklığını ve kimseye zulmetmemesini, tüm canlıların haklarını gözettiğini bilerek, ona uygun bir görev üstlenmektir. Yeryüzünün halifesi olan İnsan! Senin bu durumdan aşağı yuvarlanmanın hangi yollardan geçtiğini bilmiyor musun? Bu kadar beynimi ve zihnimi zorlayarak kalp atışlarımdan gelen enerji ile zihnimden gelen oklar birleşince sana bir şeyler anlatacağımı bil. Bu anlattıklarım hakikatin kendisi, ancak sen hala reel yaşam farklı ama diyerek, amalarını çoğaltarak kendini temize çıkarma derdindesin. Reel yaşamda olsa, hakikatte olsa, yaratıcının yeryüzündeki naibi olan ve hilafet görevini üstlenen varlık, hakikatin sahibinin buyruklarını gönül kapısından içeriye koymalı, kendisinin bile anlamadığı amalar üzerine kurduğu bir hayatın sahte ve gaddar acımasız paçavralarını, bir zindanın giriş kapısı olarak algılayıp en derin çukurlara gömmeli. İşte o zaman yolculuk başlar…
Adalet mekanizmasının tüm kollarını açarak, benlik zindanından çıkıp, hakikat okyanusunda Nuh’un gemisinde bir yolculuk yapmak için, hep birlikte yeryüzü yaşamlarının ihtişamlı gemilerinden inmek için, ey kaptan! gelen limanı beklemeden durdur gemiyi, inecek var diyecek yürekliliği taşıyor muyuz…?
                                                             Erol KEKEÇ/02.11.2018


"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!