Bu Blogda Ara

18 Nisan 2023 Salı

YEMİN EDİP DURAN AŞAĞILIKLARA BOYUN EĞME

“Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,”

Yemin edip duran aşağılıkların dolduğu bir dünyada kimin doğruya, kimin yanlışa şahitlik ettiğini anlamaz hale geldiğiniz zaman, kendinizi yormanız ve kapasitenizin dışına çıkarak arayışa girmeniz sizi doğruya götürmeyecektir. Siz günahlardan korunur, Allah’a hakkı ile yaklaşır ve ittika ederseniz, hiç ummadığınız yerden sizi rızıklandırır ve doğru ile yanlışı ayıracak Furkan’ı (kabiliyeti) size bağışlar.”

Yaptıkları, söylediklerini desteklemeyenler, daima sizi aldatmak için yemin ederler, onlar tam anlamıyla aşağılık yaratıklardır. Bu varlıklar, genellikle toplumda sivrilip öne çıkarlar, çünkü normal insanların doğruyu yaşamak için kafa yordukları gibi bunlar da toplumu nasıl daha çok aldatırız diye, düşünerek her gün yeni bir oyun peşinde olduklarından her ortama girer çıkarlar. Herhangi bir değerleri yoktur onları frenleyen, her ortamda farklı bir anlayışı savunarak, onları da yeminlerle perçinlemeye çalışırlar. Sakın ha, bu aşağılık yaratıkların söylediklerine inanmayın…Bunların tüm yeminleri, kötülüklerinin ve yanlışlarının ortaya çıkmasını engellemek ve bu yeminleri kalkan olarak kullanarak insanları aldatmaktır.

Bunlar, günlük hayatınızın her noktasında göreceğiniz karakterlerdir. Bu karakterler, doğuştan gelen genetik bir özellik değildir. Bunlar, daha kolay, zahmetsiz ve bedava bir dünya yaşamı geçirmek için, kendi türlerini aldatarak onların kendilerine ayrıcalıklı bir yer vermelerini düşünerek çapsız yaşayanlardır. Çapsız yaşam alanı içinde, her türlü Ali Cengiz oyunları ile film fırıldak çevirenlerin, doğru bir iş yapmalarını beklemek ve onların o anlık çıkarlarını korumak için verdikleri mücadeleyi bir değişim olarak görüp, onlara aldanmak sadece kendi aşağılık inlerine çekilmek olur. Aşağılık davranışları gelenek hale getirip, onunla övünen ve her ortamda gündem olup konuşulmak istenen bu varlıklar, hiçbir zaman sizi doğrunun ve hakikatin kıyısına taşıyamazlar. Onların bulunduğu zemin, hep kaygan ve bataklıktır. Bu bataklığın görünmesini istemedikleri için yemini kalkan olarak kullanırlar…

Ticari ortamdan, politik arenaya kadar her ortamda, bunlar mantar gibi çoğalarak yaşam alanlarınızı daraltmaya başlamışlarsa, bunlardan uzaklaşmak, insan olarak yaşamak isteyenler için bir fazilettir. Yeminleri kalkan olarak kullanan aşağılık ile, Sözün gücünü, yemini ile destekleyenler arasındaki ayırıcı çizgileri göremediğiniz zaman; yemin eden herkesi oyun kurucu zavallılar olarak görebilirsiniz. Onun için, hayatlarını yeminle kuranlar değil, yemin gibi bir hayat yaşayanlar sizin kapsam alanınıza girsin…Onlar sizi aydınlatmanın dışında bir endişe taşımazlar. Onlar, çıkar ve menfaatlerini korumak ve devamlı kılmak için yemin etmezler. Onlar herhangi bir ücret almazlar, onlar mevki ve makamlarındaki eylemlerinin sahteliğini doğrulamak için yemin etmezler. Onlar yemine, bir kurtuluş anının gerekliliğini ortaya koymak ve yaklaşan gazabın pençesinde yok olacağımızı bize hatırlatmak için başvururlar…O da onların içindeki acıma ve merhamet duygularının baskınlığından kaynaklanır.

“Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,”

Kusur aramaktan başka icraatı olmayan, hep laf götürüp getiren, gerilimlerden beslenen, insanları kutuplaştırarak onların arasındaki çatışmalardan nemalananlar, en aşağılık varlıklardır. Bu anlayışların tümü, içinde Firavun geni taşır. Bir ortamın sükuneti onların daralmasına neden olur. Sürekli sessizliğin arkasında nelerin olduğunu merak ederler. Onun için gürültülü ortamları hep arzularlar. Gürültülü bir ortamın oluşması için insanları birbirine düşürmek ve onların arasındaki kavga dövüş ve çatışmaları izlemek en büyük hobileridir. Bu kavgalar sonrasında, kavga ortamına inerek, sizin iyiliğinizi düşündükleri için öyle konuştuklarına dair büyük yeminler ederler. Siz de onların bu söylediklerinde samimi olduklarına inanırsanız, işte o zaman sizin de aldatılma sürecinizin tamamlanmadığı ortaya çıkar. Bu yaratıkları hayatınızın her noktasındaki kapsam alanınızın dışına atmanız gerekir, atamıyorsanız, anlamsız yaşamın kollarında bir paçavraya döneceğinizi hesaba katmak zorundasınız. Hayatınızın hiçbir döneminde, bunların sizin eylemlerinizi taktir edecek düşünce ve tavırlarını bulamazsınız. Bunlar, kınama yerme ve sizi aşağılamayı, sizin iyiliğiniz için yaptıklarını söyleyerek sizin de tepkilerinizi kontrol altına almayı ihmal etmezler. Onun içindir ki, her sözlerinin arkasında bir yemin olmasına rağmen, yemin etmeyi pek sevmediklerini, insanların genellikle yemin ederek başkalarını aldattıklarını anlatarak kendi hainliklerinin ve olumsuzluklarının başkalarında olduğu vehmine inanarak, rahatlamaya çalışırlar. Bu varlıklar toplumsal omurganın yara almasında çetin bir savaş verirler. Ancak sözleriyle toplum için çalıştıklarını söyleyerek, yalanlarını perçinlemek için yemin ederek sizi iknaya çalışırlar. Sakın ola ki bunların hiçbir sözüne inanmayınız. Çünkü bunlar için yemin, yalanın kapısını aralamak için kullanılan bir maymuncuk anahtar gibidir. Gireceği her kapıda bu anahtarı hemen kullanır kapıyı açar ve sizi hiç görmezler; bunlara dikkat edilmezse, yalana dönen hayatınızın üzerinde tepinmek bunların balayı günleri olur.

“Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,”

Bunlar kaba katı haşin ve kötülükle damgalı olduklarını, görüntüleriyle size anlatırlar. Bunlar fesattın kaynağıdır. Merhamet mütevazilik sakinlik bunların mıntıkasına uğramaz, her söyledikleri, bir olumsuzluğu gizlemek adına söylenen söz olacağı için, söyledikleri arasında bir bağlantı kuramazsınız. Hayrı konuşan, şerri def etmek isteyenlerin olduğu bir ortamda, anlatılanlarda kendisine yapılan dolaylı göndermeler olduğunu düşünerek, her söze itiraz edecek bir tavır ortaya koyar. Bunlar gerilim ve cehaletten beslenirler. Gerilimin olmadığı bir yerde durmak istemezler. Çünkü gerilim yoksa, insanları istekleriniz doğrultusunda coşturacağınız argümanlarınızı da kaybedersiniz. Bunlar saldırgan görüntüleriyle zihinlerde yer ederler. Dolayısıyla bunların hafızalarda kalması da o kadar kolay olur. Hafızalara yerleşmiş olmaları onların çok iyi ve aranan bir karakter olduklarından değil, tehlikenin genişleyerek yayılmasından dolayı her ferdin zihin dünyasında kuluçkaya yattığını gösterir.

“Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,”

Varlıkları bu yönleriyle tanımak öyle kolay olmuyor. Bunlar her ortamın ısısına rahatlıkla uyum sağlarlar, çünkü bunların belli bir iklime ait organizmaları yoktur. Bunlar sürüngenler sınıfından oldukları için, her deliğe rahatlıkla girerler çünkü omurgasız varlıklardır. Bir şehrin ortasındaki kötülükleri simgeleyen, kötülük anıtı nasıl ki, her taraftan bilinen bir şeyse, bunlar da kötülüklerin birer taşıyanı olduklarından damgalanmışlardır. Kendilerini tanımlamaya gerek yok, zaten onların konuşmaları arasındaki tutarsızlık, dünleri ile bugün ve yarınları arasında size güven vermeyen tavırları onları anlatmak için yeterli bir gerekçedir.

“Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).”

Her dönemin en belirgin küstah tavırlarının başında gelen bu eylemler, kötülüklerin açık göstergesidir. Güç ve mal bu varlığın yaşamında olmazsa olmaz en önemli göstergedir. Mal ve oğulların kendi çaba ve gayretleri neticesinde elde edilen bir kazanım olmadığını idrakten yoksun yaratıklar, sahiplendikleri bu imkanların onların her ortamda farklı davranma hakkının onlara verilmiş olduğu vehmine onları taşımaktadır. Benim kim olduğumu biliyor musun, namusum ve şerefime yemin ederim ki, sen bunlara sahip olsan şimdi nasıl davranırdın, ben gelip sizinle konuşuyorum, sizi adam yerine koyuyorum diyerek, olağanüstü bir yaratıkmış gibi içindeki pisliği gizleyerek iyi biri olduğunu kanıtlamaya çalışır. Oysa, o zaten damgalıdır. Nereye giderse gitsin hangi kılığa girerse girsin her ortamdan tanınan bir hastalığı vardır. Bir eşeği ne kadar süslerseniz süsleyin farklı bir varlık olarak sunmak için, anırmaya başladığı zaman üzerindeki süslerin görüntülerin onu eşek olmaktan çıkarmadığını görürsünüz. Bu varlıklarda böyledir, bunlar aşağılık tavırları ortaya koymada üzerlerine kimseyi tanımazlar. Kendilerince bu yaptıkları bir ayrıcalık ve herkese nasip olmaz. Çünkü mal ve oğulların sahibi olmak bir ayrıcalık taşımaya yeter…

Bu çirkeflik o kadar aşırı boyutlara gider ki zamanla, kendi arzu istek ve emellerinin dışında hiçbir doğrunun olamayacağını anlatmaya başlar. Hatta ben böyle düşünüyorum siz hala konuşuyorsunuz diyerek, gökten zembille inmiş bir varlık olduğunu vurgular. O her ne kadar kendisiyle ilgili böyle kuruntular oluştursa da o aşağılık bir tavrın ve karakterin sahibi bir zavallıdır. Sakın ola ki bunların sahip oldukları sizi aldatmasın…

“Kendisine ayetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.”

Bunlar zamanla o kadar azgınlaşır ki, anlamakta zorlanırsınız, hakikatlere yaklaşımı kendisinin belirleyeceği ölçü olur. Bir şeye doğru dediğinde doğru, yanlış dediğinde yanlış bilinmesini ve herkesin öyle bakmasını ister. Hatta siz hala orada mısınız bunların vakti geçti, bunlar eskilerin masallarından başka bir şey değildir. O gün farklı, bugün farklı, o gün ihtiyaçları karşılamış gibi görünebilir, âmâ bugün bilim var, bilim her şeyin belirleyicisidir. Bilimin bir Kilise doktrini haline geldiğini ve kendisinin de bilim inanı olarak ortaya çıkanları ilahlaştırdığını anlayacak basiretten yoksundur.

Gözleme dayanan pozitif gerçekliğin, görünen boyutuyla evrenin tüm sorunlarını çözeceğini düşünerek, düşünsel ufuklarını karartanlar, eskilerin masalları diyerek ilahi gerçekliği hayatın dışına atmak istemeleri, aslında onları hayatın dışına attığını göremezler. Bilim her şeyi bilen değil, ulaşabildiği gerçekliğin çözüm denklemini yaşamda karşılığı olacak duruma getirmedir. Kâinatın içindeki gizemli bilgilerin bulunarak, yaşama kolaylık sağlayacak boyuta taşınması, bilimsel bir gerçekliktir. Ancak elde edilen bu bulgularla her noktadaki sorunların çözüleceğine inanılması ise hayatı karanlıklara gömme olur. Bilimin ulaşabildiği noktalar olduğu gibi, bilimin asla ulaşamayacağı alanlarda vardır. Bu alanlar, insanın var olan özellikleriyle çözmesinin mümkün olmadığı alanlardır. Ancak o alanlarda da söz sahibi bilimdir diye bir arsızlık insani tağileştirir ve onu hakikate düşman yapar.

Masal, karşılığı olmayan ve insanın muhayyilesiyle oluşturduğu kurgulama biçimidir. Oysa eskilerin masalları diyerek yaşamdan koparılmak istenen hakikatler, masal olacak yaşamların, hayatına bir belirleyicilik koymasını istememelerinden kaynaklanır. Yani sizin yaşamınıza birilerinin etki etmesini istemediğiniz zaman ya onu yok sayarsınız ya onun yanlış olduğunu anlatarak kendi karanlıklarınızı meşrulaştırma çabası verirsiniz. Eskilerin masalları ifadesi, aslında bir yaşam biçiminin hakikatten uzaklaşması ve çamura batacak bir ortamın sınırlarını çizme taktiğidir. Bu varlıklar tarihin her döneminde olacaklar ve onlar her şeye burunlarını sokacaklar, ancak o burunlarını uzatarak her yerde olmak isteyişleri bir gün son bulacaktır.

“Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.”

Çok yakın zamanda burnundan damgalanarak her yere burnunu uzatıp hortumunu sokamayacaktır. Yemin edip duran o aşağılıklar var ya, onların burunlarının yere sürülmesi kaçınılmazdır. Bunlar hangi taşı kaldırsan altından çıkıyorlar. Günümüzde bunlara o kadar çok şahit oluyoruz ki, toplumların yaşamını yönlendirmek için her çaya şeker ve her çorbaya limon olabiliyorlar. Ülkemiz gerçekliğini dikkate aldığımızda paşa paşa Televizyon ekranlarından izlediğimiz ve her konuda söz sahibi olma marifetlerini gösteren bu herbokoloklar, bu damgalı burunlular sınıfına örnek olabilirler.

Çekinmeden her alanda rahatlıkla konuşma haklarının olduğuna inanırlar. Toplum bunlardan alacağı bilgilerle peşinden gideceği insanı seçer. Seçtiği insanı bunların yönlendirmesiyle özümser ya da karşı çıkar. Her alandan bunların burunları koku alır ve hortumlarıyla aldıkları kokuyu her ortama dağıtmaya çalışırlar. Yakında görecekler o hortumlarından nasıl tutulup burunlarının yere sürüldüğünü…Bunlar aşağılık oldukları halde, onu hiç görmezler ancak herkesi doğru bilgilendirdiklerine ikna etmek için yeminler havada uçuşur. Bunlar ancak ortamı geren ve insanların psikolojik gerilimler yaşamasından beslenen embesil amipler oldukları için, doğrunun her zaman karşısında olurlar ve doğrunun ortaya çıkmasına da engel olurlar.

Çok yakın zamanda o hortumlarından tutulacak ve burunları yerde sürünecektir. Burunları yerde sürünürken aldıkları yaralar onları damgalayacak ve sonrasında kimsenin kanında dolaşan bir akışkan olamayacaklar. O günler çok yakın, onlar yakında görecekler…Eskilerin masalları mı, yoksa sizden öncekilere hükmeden yaratıcının varlıklar alemindeki yasası mı? Varlığın yasasında hiçbir değişim bulamayacaksınız sizden önce yaşamış olan şımarıkların hayatına nasıl nokta konulduysa, sizlerin hayatına da aynı nokta konulacaktır. Hakikatleri masal olarak görenler, çok yakın zamanda masal olarak bile anılmayacaklardır.

“Biz onlara da belâ verdik, bahçe sahiplerine verdiğimiz gibi. Hani onlar sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.”

Bahçe sahiplerinin burunları neden yere sürüldü, çünkü onlar tek doğrunun ölçüsü olarak kendilerini görüyorlardı, insanları horlamak ve aşağılamak onların en belirgin özellikleriydi. Yoksa siz yaşadığınız ortamda sahip olduklarınızın sahibi kendiniz olduğunuzu mu düşünüyorsunuz, sen olmasaydın ben olmazdım diyenlerin cahilane övgüleri kimseyi aldatmasın…Allah’tan başka olmazsa olmazdık diyecek, başka bir güç ve varlık asla yoktur. Ancak Allah olmazsa olamayız. Onun dışındakilerin tümü hayatın içinde karşımıza çıkacak belirlenmiş işaretlerdir ancak.

Bu iş tamam kesinlikle biz hallettik, kimse önümüze duramaz gibi sözler hortumundan damgalanacak olanların çıkışlarıdır. Bela durup dururken gelmez, bela sınırlar aşıldığında karşılaşılan bir rahmet ya da gazaptır. İman edenler için bela bir rahmete dönerken, iman etmeyenlerin gazabına sebep olur. Aradaki bu ince çizgi belanın nasıl sonuçlandığına dair kısa ipucu veriyor. Şımarık haddi aşan kendisi dışında kalanları aşağılayan, her şey kendisinin hakkı olduğunu düşünenlerin, burunları er ya da geç yere sürüleceğinden kimsenin kuşkusu olmasın…Allah’ın yasasında bir değişim bulamazsınız, gelecek olan bela daha önce de bahçe sahiplerinin yaşadığı bir imtihandı. Hiç kimse yarınların ve anın sahibi olduğunu sanmasın, yaratılmış olan ne varsa hepsi sahiplidir. Kendilerinin mutlaka bir sahibi vardır. Sahibi olanlar, kendi dışlarında kendilerini kuşatacak olan imkân ve değerlerin asla sahibi olamaz. Sahibi olmadığı bir yaşamın kararlarını vermeye kalkışması onu rotasından çıkarıp soysuz bir varlığa dönüştürür. Bahçe sahiplerinin başına gelenler her yaşayan azgının başına geleceğinden kuşkunuz olmasın…Allah’ın dilemesi dışında kimsenin yapabileceği bir şey yoktur. Bunu anlamı sen hiçbir şey yapamazsın demek değildir. Yaratan, seni yaşatırsa çabalarının karşılığını alırsın, ama o çabalarının senin istediğin şekilde olmasını arzulaman, öyle olacağı anlamına gelmez. İnsan denen varlık, hayatın kanunlarına uygun yaşamalı ama sonuca kesinlikle müdahil olmamalıdır. Nedenleri yerine getirmeyen varlıklar, kendilerini müstağni gördükleri için sonucun da kendi ellerinde olduğunu sanırlar. Oysa sonuç, rüyadan elinize geçecek olandan başkası olmadığını bilmeniz gerekir.

Yaratılmış olan, mutlaka yapacağım dediği anda, yaratılmış olma sınırlarının dışına çıkar. Çünkü yaratılmışın ne zaman nerede nasıl noktalanacağını bilmediği bir yolculuğu vardır. Bir yolcunun, mutlaka yapacağım diyebilecek olağanüstü bir güce sahip olmadığını  bilmeyenlerin hepsinin sonu, bahçe sahipleri gibi olacağından kuşkunuz olmasın…

Şımarık aşağılık haddi aşan laf götürüp getiren ortalığı geren, konuşmaları yalandan başkası olmayanlar, yaratılmış olduğunu görmeden büyüklenerek haddi aştığı için perçeminden yakalanarak burnundan damgalanacağı günü bekleye dursun…

İstisna da etmiyorlardı ("inşallah" demiyorlardı). Kalem/10-18

İnşallah diyemeyecek kadar mütekebbir ve her şeye gücünün yeteceğine inananların hepsi geldi ve gittiler, onlardan geriye kalan şu an gezip dolaşıp gördüğünüz yollarınız üzerindeki harabelerden başkası değildir. Onlar güç ve imkanlar açısından sizden daha ileriydiler ancak onların yerinde şimdi fırtınalar esiyor…Bir memur işi yapabilecek güce sahip olmasına rağmen üst amirinden onay almadan nasıl ki bir işe başlamıyorsa, Mümin için hayat böyledir. İnşallah işe başlamak için onay alma vaktidir. Ancak aşağılık haddi aşanlar tüm onayların kendilerinden çıkacağını düşünerek yaşadıkları için bahçelerine gittiklerinde kurumuş çer çöple karşılaşabiliyorlar…Mümin emin ve kendisinin sahibinin istediği oranda, hayatın içinde olacağını bilerek yaşadığı için, atacağı her adıma İnşallah parolasıyla başlar. Bu söz, sözler içtenlikli niyet halis ve mücadele doğru olduğunda hedeflediğiniz sona sizi yaklaştırır…Aksi durumda sadece kişi kendi ateşine odun taşır…

Rabbim bizleri hakikati idrak ederek yaşayan aklı selim ile hakikate şahitlik eden, tüm bahçe sahiplerinin vaatlerine kanmayacak kadar hissiyatı güçlü, doğru ile yanlışı ayıracak kabiliyetteki donanımlara sahip kullardan eylesin….

Selam muhabbet ve iyilik dileklerimle geceye ve içindekilere yemin olsun ki hesap etmediğimiz hesap hızlanarak yaklaşmaktadır…O gün mahcup olanlardan olmamak ümidiyle hamdlerin tümü kendisine ait olan rabbimden bağışlanma af ve mağfiret diliyorum…Rabbim bizleri halas eylesin ve istikamet üzere dosdoğru kılsın…Âmin

Kalın sağlıcakla…

Erol KEKEÇ/17.04.2023/15.10/Namazgah /İST

                      "Şahsınıza karşı haddi aşan, hududu geçen, küstahlaşanları,

                   altın olsa kesenizde, bal olsa kasenizde tutmayın." Neşet Ertaş


"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!