6 Ocak 2026 Salı

OTORİTE KİMDİ, KİM OLDU?


Mavi Marmara’dan “İsrail Müsaade Etmiyor” Noktasına

Siyaset, söz ile icraat arasındaki mesafe açıldığında güven üretmez; sadece gürültü üretir. Türkiye’nin son on beş yıllık dış politika dili, özellikle Filistin meselesi üzerinden incelendiğinde bu gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Mavi Marmara hadisesinden bugün “İsrail müsaade etmiyor” noktasına gelinen süreç, yalnızca bir politika değişimi değil; açık bir otorite tanımı değişikliğidir.

Bu değişim konuşulmadan, açıklanmadan, yüzleşilmeden geçiştirilmektedir. Oysa hafıza bu ülkede hâlâ diri, sözler hâlâ ortadadır.

Mavi Marmara ve “Otorite” Tartışması

2010 yılında Mavi Marmara gemisi, Gazze’ye insani yardım götürmek üzere yola çıktığında herkes ne olduğunu biliyordu. Gazze abluka altındaydı. Uluslararası hukuka göre sivillerin bulunduğu bir gemiye açık denizde askeri müdahale yapılamazdı. Buna rağmen İsrail komandoları gemiye baskın düzenledi ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı 10 kişi hayatını kaybetti.

Bu olaydan sonra Türkiye kamuoyu derin bir sarsıntı yaşadı. Ancak şaşırtıcı olan, saldırıyı değil, saldırıya uğrayanları sorgulayan bir söylemin de eş zamanlı olarak dolaşıma sokulmasıydı. O dönemde Fetullahçı yapı tarafından sistemli biçimde savunulan görüş şuydu:

“Devlet otoritesinden izin alınmadan böyle bir yardım girişimi yapılamaz. Otoriteden izin alınmadığı için müdahale kaçınılmazdı.”

Bu cümledeki kilit kelime “otorite” idi. Ancak otoritenin kim olduğu özellikle muğlak bırakılıyordu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti mi? Uluslararası hukuk mu? Yoksa İsrail mi?

İşte bu noktada dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan kamuoyunun önüne çıktı ve siyasi tarihimize geçen şu minvalde bir cümle kurdu:

“Otoriteyse, biz izin verdik. Senin otorite dediğin kim?”

Bu söz, yalnızca bir cevap değildi. Bu söz, Türkiye’nin İsrail’e karşı kurduğu ahlaki ve siyasi üstünlük iddiasının açık ilanıydı. Mesaj netti:

Türkiye, kendi vatandaşının insani yardım girişimi için başka bir devletten izin almak zorunda değildir.

Toplum bu çıkışı sahiplendi. Çünkü bu söylem, mazlumdan yana duran, güçlüye boyun eğmeyen bir devlet tasvirini temsil ediyordu.

Meydan Okumanın Siyasi Karşılığı

Mavi Marmara sonrası dönemde “dik duruş” söylemi, iç politikada güçlü bir karşılık buldu. “One Minute”, “Dünya beşten büyüktür”, “Zulme sessiz kalan dilsiz şeytandır” gibi cümleler, bu çizginin tamamlayıcı unsurları oldu.

Bu dil, Filistin meselesini sadece diplomatik bir başlık olmaktan çıkarıp ahlaki bir kimlik meselesine dönüştürdü. Türkiye, kendisini yalnızca bir aktör değil; mazlumların sözcüsü olarak konumlandırdı.

Ancak bu konumlandırmanın sürdürülebilir olması için söylemin eylemle desteklenmesi gerekiyordu. Aksi hâlde bu dil, zamanla kendi kendini inkâr eden bir retoriğe dönüşecekti.

Zaman Geçti, Dil Değişti

Yıllar içinde bölgesel dengeler değişti. Türkiye’nin dış politikası sert çıkışlardan kontrollü normalleşmeye yöneldi. İsrail ile ilişkiler önce koparıldı, sonra yeniden tesis edildi. Diplomatik temaslar başladı, büyükelçiler geri döndü.

Bu süreçte Filistin’de yaşananlar ise değişmedi. Gazze hâlâ abluka altındaydı. Sivil ölümler, yıkım ve insani kriz devam ediyordu.

Ve kamuoyunun önüne şu açıklama geldi:

“Filistinli kardeşlerimize konteyner göndermek istiyoruz. Elimizde var. Ama İsrail müsaade etmiyor. Müsaade etmeyince gönderemiyoruz.”

Bu cümle, tek başına ele alındığında bile geçmişte kurulan bütün söylemi sorgulatacak güçtedir. Çünkü artık açıkça kabul edilen bir gerçek vardır:

İcraat, İsrail’in iznine bağlıdır.

Asıl Çelişki Nerede?

Buradaki mesele yardım gönderilip gönderilmemesi değildir. Uluslararası ilişkilerin teknik zorlukları herkesin malumudur. Asıl mesele şudur:

2010 yılında “otorite biziz” denilirken,

2020’li yıllarda “İsrail müsaade etmiyor” deniliyorsa,

bu iki cümle aynı siyasi çizginin ürünü olamaz.

Birinde meydan okuma vardır.

Diğerinde kabulleniş.

Birinde ahlaki üstünlük iddiası vardır.

Diğerinde fiili yetkisizlik itirafı.

Bu bir hakaret meselesi değil; bir tutarlılık meselesidir.

Retorik ile Gerçek Arasındaki Uçurum

“Ey firavun, sonun gelecek” demek güçlü bir cümledir. Ancak firavunun izni olmadan yardım bile gönderemediğini söylemek, o cümlenin içini boşaltır.

Siyasette sorun, güç kaybetmek değildir. Asıl sorun, güç kaybını gizlemek için hâlâ eski gücün diliyle konuşmaktır. İşte toplumun rahatsızlığı tam da buradan kaynaklanmaktadır.

Halk, gerçekleri anlayamayacak bir kitle değildir. Ama halkın hafızasıyla çelişen söylemler, güveni aşındırır.

Sonuç, Otorite Değiştiyse, Açıklanmalıdır

Bugün gelinen noktada ortada basit ama ağır bir soru vardır:

Dün “otorite biziz” diyordunuz.

Bugün “izin vermiyorlar” diyorsunuz. 

Bu iki nokta arasındaki değişim, topluma anlatılmak zorundadır.

Çünkü siyaset, sahnede söylenen sözlerden ibaret değildir. Siyaset, söylenen sözlerin arkasında durabilme cesaretidir. Eğer şartlar değiştiyse, güç dengeleri farklılaştıysa, bu bir zayıflık değil; ama bunu inkâr etmek ciddi bir güven sorunudur.

Bu ülkenin insanları figüran değildir. Alkışlamak kadar sorgulamak da haklarıdır.

Hakaret etmeden, bağırmadan, slogan atmadan sadece şunu söylemek yeterlidir:

Meydan okuma ile müsaade arasındaki fark, artık görmezden gelinemez.

Ve hakikat, er ya da geç kendini dayatır.

Bahadır Hataylı/05.01.2026/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!