Ey insanlar!
Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, artık iki kelime konuşabileceğimiz, hakikati aramaktan geri durmayan bir gönül bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. Fanatizm, zihinleri felç etmiş, kalpleri mühürlemiş, gözleri kör etmiş, kulakları sağırlaştırmıştır. Artık birçok kişi, düşündüğüyle değil, ait olduğu grubun dogmalarıyla konuşuyor; adaletin değil, aidiyetin peşinden koşuyor.
Bir insanın yaptığı bir doğru varsa, o doğrudur. Ancak bu, onun yanlışlarını da doğru saymanızı gerektirmez! Yanlışı, doğruyla örtüp meşrulaştırmak; hakkı çarpıtarak bir grubun menfaatine yontmak; eleştirilemez liderler, kutsallaştırılmış yapılar, dokunulmaz klikler oluşturmak sizi kurtuluşa götürmez, bilakis batırır!
Güzel söz Allah’ın sözüdür. O söz yükselecekse, onu yükseltecek olan da Salih ameldir, dürüstlüktür, doğruluktur, menfaatten uzak hakikat yürüyüşüdür.
Dostlar!
Ben maslahat dininin mensubu değilim. Yani çıkarların, statülerin, koltukların, yalanın, suskunluğun dinine inanmıyorum. Benim inandığım din; Allah’a has kılınmış, saptırılmamış, hiziplere ayrılmamış, sırat-ı müstakim üzere giden dindir.
Ben, Rasulullah’ın dediği gibi, “Ben ve bana uyanlar, aranızda hak ve adaleti uygulamak için varız” sözünün gereğine inanırım. Örtbas etmeye, rüşvetle susturmaya, kardeşin hatasını meşrulaştırmaya değil; hakkı hatırlatmaya, zulmün karşısında dimdik durmaya geldim. Unutmayın, hakikat kimden gelirse gelsin, doğrudur; zulüm kimden gelirse gelsin, yanlıştır.
Ey kendini hak zanneden gafiller!
Hayır, vazgeçmeyeceğiz!
Ey insanlar! Dileyen Rabbine giden yolu tutar. Ama o yol; başkalarının hatasını örtmekle, yanlışlara göz yummakla, yalanlara kul olmakla yürünmez. O yol, ancak hakka yönelmekle, yanlışta ısrar edenlere karşı sözle, fiille, duruşla direnmekle yürünür.