Kur’an, gökten yağan bir rahmettir. O indiğinde sadece kalpler değil, gökler ve yer de secdeye kapanır. Çünkü Kur’an, sadece bir kitap değil; bütün bir varlık âleminin ruhuna dokunan ilahî bir kelamdır. Onunla dalan, derinliklere indikçe daha çok doyar, çıktığında tekrar içine dönmek ister.
Hiç kurumuş toprağı gördünüz mü? Çatlamış, kupkuru, ölü gibi duran… Üzerine bastığınızda toz olup dağılan o toprak, gökten bir damla düştüğünde birden hayat bulur. O damla, toprağın bağrına işlediğinde çatlaklardan yeşil bir filiz yükselir. Ölümün ortasında hayat belirir.
Kur’an işte budur: gökten yağmur gibi inmiştir. İnsanlığın çölleştiği, kalplerin taşa döndüğü, vicdanların kuruduğu anda rahmet damlaları gibi inmiştir. Cahiliye devrinde kız çocukları diri diri toprağa gömülüyor, güçsüzler eziliyor, adalet unutuluyordu. Ama gökten “Oku!” emri indi. O ilk ayetler, hayat kokusu getirdi. Toprağın kokusu gibi, insanlığın uyanışını müjdeledi.
Yağmur olmadan dünya yaşayamaz; Kur’an olmadan ruh yaşayamaz. Yağmur toprak için neyse, Kur’an kalp için odur.
Kalplerin Dirilişi ve Ruhun Yeşermesi
Bir kalp düşünün, kupkuru, merhameti yitirmiş, sevgiyi unutmuş. Kur’an o kalbe indiğinde bahar gelir. Kuru bir ağaç nasıl çiçek açarsa, taş kesilmiş kalp de yumuşar.
Ömer bin Hattab örneği buna şahittir. Kılıcını peygamberin üzerine doğrultacak kadar öfkeliydi. Ama “Biz bu Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik” (Tâ-Hâ/ 2) ayetini işitti. O an kalbi çözüldü, gözyaşı aktı, sert taş bir anda yumuşadı. Kur’an’ın yağmuru, kalbinde bahar açtırdı.
Kur’an kalpte çiçekler açtırır: tevbe, merhamet, adalet, sabır… Ve kalp yeşerdiğinde, göz, kulak, dil de değişir. Artık göz harama bakmaz, kulak gıybete kapanır, dil yalan söyleyemez. Kalp değişti mi, insan bütünüyle değişir.
Kâinatın Secdesi, Dağlar, Yıldızlar ve Yeryüzü
Kur’an, yalnızca insanı değil, bütün kâinatı secdeye çağırır. Güneş doğarken boyun eğer, ay geceyi süslerken teslimiyet gösterir, dağlar dimdik kıyamda durur, ağaçlar yapraklarını tesbih gibi sallandırır.
“Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder. O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlamazsınız.” (İsrâ/44)
İnsan gaflete düşer, ama taş bile zikrini sürdürür. Peygamber’in elinde taşların Allah’ı tesbih etmesi boşuna değildir. Yıldızların ışığı, dalgaların sesi, rüzgârın uğultusu… Hepsi Kur’an’ın işaret ettiği zikri haykırır.
Bir ay düşünün: Kur’an’ın sesi göğe yükseliyor. O an yıldızlar daha parlak yanıyor, dağlar eğiliyor, denizler dalgalanıyor. Çünkü bu kelam, onların da Rabbinden gelmiştir. İnsana düşen görev, kâinatın bu secdesine katılmaktır.
Kur’an ile Dirilen Toplumlar ve Medeniyetler
Kur’an sadece bireyi değil, toplumları da diriltir. Cahiliye toplumunu düşünün: adaletin olmadığı, güçlünün zayıfı ezdiği, kadınların horlandığı, kölelerin zincirlendiği… İşte o topluma Kur’an indi. Ve o çöl, cennete döndü.
Bir zamanlar birbirini öldüren kabileler kardeş oldu. Kadın “rahmet” olarak değerlendi. Kölelik zincirleri kırıldı. İnfak ve adalet toplumu sarstı. Birkaç on yıl içinde Kur’an’ın rehberliğinde bu toplum, insanlığa ışık saçan bir medeniyet hâline geldi. Endülüs’te yükselen ilim, Bağdat’ta kurulan Beytülhikme, İstanbul’da göğe yükselen minareler… Hepsi Kur’an’ın yağmurunun meyvesiydi.
Ve her zaman aynı hakikat geçerlidir: Kur’an’a sarılan toplum yeşerir, terk eden toplum kurur.
Bireysel Yolculuk, Kur’an’ın Kalbe İnişi
En büyük devrim, bireysel kalpte gerçekleşir. İnsan kendine sorar: “Ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum?” Kur’an bu sorulara en berrak cevabı verir: “Ben seni boşuna yaratmadım” (Mü’minun/ 115). “Dönüş yalnız banadır” (Ankebut/57).
Bir insanın kalbine Kur’an indiğinde yalnızlık kaybolur, umut yeşerir. Zor günlerde “Zorlukla beraber kolaylık vardır” (İnşirah/6) ayeti ona nefes olur. Yalnız kaldığında “Allah size şah damarınızdan daha yakındır” (Kaf/16) ayeti kalbini teselli eder.
Kur’an bireyin içindeki dağınıklığı toparlar, ona kanat ve pusula olur. Kur’an ’sız bir kalp pusulasız bir gemi gibidir. Dalgalarda savrulur. Ama Kur’an’la yön bulan kalp, en fırtınalı denizlerde bile yolunu kaybetmez.
Secdeye Davet ve Rahmetin Zirvesi
Bütün bu yolculuk bizi secdeye götürür. Secde, Kur’an’ın son durağıdır. Alnın toprağa değdiği, benliğin eridiği, kalbin huzura kavuştuğu an…
İşte insanın yaratılış gayesi budur: Rabbine yaklaşmak, kâinatın secdesine katılmak. Çünkü gökler ve yer secdedeyken, insanın ayakta durmaya hakkı yoktur.
O hâlde ey insan, sen de Kur’an’ın çağrısına kulak ver. Kalbini aç, rahmeti içine al. Yıldızların secdesine katıl. Göklerin zikrine eşlik et. Rabbine yönel. Çünkü secde, hayatın özüdür.
Erol Kekeç/21.06.2025/Sancaktepe/İST