1. Değişimin Hızı ve Bedeli
Tarih boyunca toplumlar dönüşmüştür. Ancak hiçbir dönem, bugünkü kadar hızlı ve keskin bir değişim sürecine tanıklık etmedi. Türkiye de bu süreçten muaf değil. Sanayi toplumundan bilgi toplumuna, oradan da yapay zekâ ve dijital çağın toplumsal dokusuna sürüklenirken, değişim sadece ekonomik alanda değil; bireyin ruhunda, ailede, sokakta, hatta bilinçaltımızda bile kendini gösteriyor.
Bugün yaşadığımız sancılar, aslında yarının işaret fişekleridir. Eğer bu gidişata dair net bir öngörü geliştirilmezse, 2035 yılı Türkiye’si, köklerinden kopmuş ama kimliğini bulamamış bir toplumun trajik tablosuna dönüşebilir.
2. Demografik Dönüşüm- Genç Nüfusun Çöküşü
Türkiye uzun yıllar “genç nüfus avantajı” ile övüldü. Ancak 2035’e geldiğimizde, doğurganlık hızındaki düşüş, evlenme yaşının yükselmesi ve aile kurumunun zayıflamasıyla bu avantaj hızla eriyecek.
-
Evlenme yaşı 35’e dayanacak, evlilik oranı ciddi şekilde azalacak.
-
Boşanmalar artacak, tek kişilik hane yapısı şehirlerde çoğunluk haline gelecek.
-
Evlilik dışı birliktelikler toplumda sıradanlaşacak, bu da geleneksel aile yapısının çözülmesini hızlandıracak.
Bu tablo, sadece aile bağlarını değil; kuşaklar arası aktarımı, kültürel hafızayı ve dayanışma ruhunu da yok edecek.
3. Sosyolojik ve Psikolojik Çöküş-Yalnızlık Toplumu
Dijitalleşme, insanı mekânlardan kopardı. 2035’in Türkiye’sinde insanlar sokakta, kahvede, mahalle bakkalında değil; dijital platformlarda sosyalleşecek.
-
Mahalle kültürü tamamen çökecek.
-
İnsanlar birbirlerini ekranlardan tanıyacak, ama aynı apartmanda yaşayan komşusunu tanımayacak.
-
Yalnızlık salgını, depresyon, kaygı bozukluğu ve intihar oranlarını artıracak.
-
“Like” ve “görüntülenme” uğruna yaşayan bir kuşak, içsel boşluğunu fark ettiğinde, toplumsal ruhsal travmalarla yüzleşecek.
Bu durum sadece bireyin psikolojisini değil; toplumun bütünlüğünü de paramparça edecek.
4. Kültürel Kimliğin Silinmesi-Köklerden Kopuş
Türkiye’nin binlerce yıllık kültürel mirası, küresel kapitalizmin ve dijital kültür endüstrisinin baskısıyla eriyecek.
-
Dil yozlaşacak, kelimeler basitleşecek, ifade gücü zayıflayacak.
-
Müzik, sinema, edebiyat gibi alanlarda taklit kültürü hakim olacak.
-
Geleneksel sanatlar ya turistik bir “süs” olarak kalacak ya da tamamen yok olacak.
-
Kolektif hafıza kırılacak, insanlar kendi tarihini bile “dizilerden" öğrenir hale gelecek.
2035’te Türkiye toplumu, “yerli” ile “yabancı” arasında sıkışmış, kimliğini kaybetmiş bir toplum görünümü sergileyebilir.
5. Ekonomi ve Mesleklerin Değişimi-Anlamın Kaybı
Bugün üniversiteyi bitiren bir gencin hayali, mesleğini icra etmektir. 2035’te bu hayal çoktan çökmüş olacak. Çünkü:
-
Klasik akademik meslekler (öğretmenlik, mühendislik, hukuk) yapay zekâ ve otomasyonla büyük ölçüde dönüşecek.
-
İnsanlar kısa sürede para kazanma yollarına yönelecek; kripto, borsa, sosyal medya, dijital girişimcilik “meslek” sayılacak.
-
“Emekle üretme” anlayışı kaybolacak; bunun yerini hızlı tüketim ve anlık kazanç tutkusu alacak.
-
Haz odaklı yaşam tarzı, bireyi sürekli “şimdi”ye hapsedecek.
Sonuçta toplum, üretemeyen ama tüketmeye bağımlı bir kalabalığa dönüşecek.
6. Cinselliğin Toplumsallaşması-Haz Çağı
2035’te Türkiye’nin toplumsal atmosferinde cinsellik, sadece bireysel bir ihtiyaç değil; adeta pazarlanan bir yaşam biçimi haline gelecek. Reklamlardan sosyal medyaya, dizilerden gündelik ilişkilere kadar her şey bu eksende dönecek.
Bu durum:
-
Aile kurumunu daha da zayıflatacak,
-
İnsanları bedensel tatmine bağımlı ama ruhsal açıdan boş bırakacak,
-
Cinselliğin kutsal bağlarından koparılarak metalaşmasına yol açacak.
7. Olası Olumlu Süreçler
Her karanlığın içinde bir ışık da vardır. 2035 Türkiye’sinde:
-
Bazı genç kuşaklar yeniden doğaya dönüş hareketleri başlatabilir.
-
Dayanışma, ekoloji, sürdürülebilir yaşam gibi değerler küçük topluluklarda yeniden filizlenebilir.
-
Dijital kuşak, eğer doğru yönlendirilirse, bilim, sanat ve teknoloji üretiminde küresel ölçekte söz sahibi olabilir.
Ancak bu olumlu ihtimaller, bilinçli bir toplumsal irade ile desteklenmediği takdirde yaygınlık kazanamayacaktır.
8. Çıkış Yolu Önleyici Tedbirler
Türkiye’nin 2035’te bu karanlık tabloyla karşılaşmaması için bugünden şu adımlar atılmalıdır:
-
Aile Kurumunun Güçlendirilmesi: Sosyal politikalar, sadece ekonomik değil; psikolojik ve kültürel destek de sunmalı.
-
Mahalle Kültürünün Yeniden Canlandırılması: Dijital çağda bile yerel dayanışma ağları kurulmalı.
-
Eğitimde Köklü Reform: Ezberci sistem yerine düşünce, üretim, sanat ve bilim odaklı yeni bir anlayış şart.
-
Psikolojik Destek Mekanizmaları: Depresyon ve yalnızlığa karşı yaygın ruh sağlığı politikaları uygulanmalı.
-
Kültürel Kimliğin Korunması: Yerel sanat, dil, edebiyat ve geleneksel değerler bilinçli politikalarla desteklenmeli.
-
Ekonomik Adalet: Kısa yoldan zenginleşme yerine, emek ve üretimi teşvik eden adaletli bir sistem kurulmalı.
-
Dijital Etik ve Bilinç: Teknoloji bir araç olarak kullanılmalı, insanı köleleştiren bir “efendi ”ye dönüşmemeli.
9.2035’in Türkiye’si
Eğer bugünkü gidişat aynı şekilde devam ederse, 2035 Türkiye’si; yalnız, parçalanmış, kültürel köklerinden kopmuş, tüketim bağımlısı bir toplum görüntüsü verecektir. Ama doğru tedbirler alınırsa, aynı Türkiye; dijital çağın merkezinde insanı yeniden merkeze alan, üretici, dayanışmacı ve özgün bir medeniyet kurabilir.