Hakikati seçen mi olacaksın, yoksa zincirlerini sevmeye devam mı edeceksin?
Hayatta bazı kelimeler vardır ki, kulağa birbirine yakın gelir ama manada birbirine zıt iki dünyayı anlatır. Bağımlılık ve bağlılık da bunlardandır.
Aralarındaki fark, yalnızca kelimede değil; insanın iradesi, duruşu ve hayatı üzerindeki etkisindedir.
Bir milletin yükselip yükselmeyeceğini, adaletin yaşayıp yaşamayacağını, insanın özgür olup olmayacağını bu iki kavram belirler.
Bağımlılık, Özgürlüğün Sessiz Katili
Bağımlılık, zihni uyuşturan, iradeyi felç eden görünmez bir kelepçedir.
İlk bakışta sana güven, aidiyet, güç hissi verir. Ama bu sadece bir tuzaktır. Çünkü bağımlılıkta sen seçmezsin; senin yerine bağımlı olduğun şey seçer.
Bu bir madde olabilir, bir alışkanlık, bir ideoloji, bir grup, bir kişi, hatta bir “lider sevgisi” bile olabilir.
Görünürde sadakat gibi dursa da, bağımlılıkta sorgulama yoktur. Yanlış bile olsa “doğru” demeye mecbursundur.
Tarihte nice toplumlar, bağımlılık yüzünden yıkıldı. Roma halkı, gladyatör arenalarında kan izleyerek uyuştu; ekmek ve eğlence verildiğinde yöneticilerinin zulmüne ses çıkarmadı.
Osmanlı’nın son döneminde, padişahı “gölgede Allah” gibi gören bir kitle, hatalara karşı sesini kısmıştı; o sessizlik imparatorluğun çöküşünü hızlandırdı.
Günümüzde ise, bir siyasi liderin yanlışını görüp eleştirmek yerine “O yapıyorsa doğrudur” diyenler, bağımlılığın modern örnekleridir.
Bağımlı insan vicdanını kiraya verir. İradesi ipoteklidir. Haksızlığı gördüğünde bile “Ama benim tarafım” diyerek sessiz kalır. Ve böylece, zalimlerin en büyük destekçisi olur.
Bağlılık, Bilinçli Bir Seçim
Bağlılık ise uyanık bir sadakattir.
Bağlı olduğun şeye neden bağlı olduğunu bilirsin. Sorgulamış, ölçmüş, anlamış, kabul etmişsindir. Yanlış gördüğünde de uyarmaktan çekinmezsin. Çünkü bağlılıkta körlük değil, bilinç vardır.
Hz. Ömer’in (r.a.) halifeliği döneminde, hutbede “Yanlış yaparsam ne yaparsınız?” diye sorması üzerine bir sahabenin “Kılıcımızla düzeltiriz” cevabına memnun olması… Bu bağlılıktır. Çünkü bağlı olan, liderini sever ama onun doğruluk üzere kalmasını ister.
Bağlı insan, yanlış karşısında susmaz; çünkü sevgisi, hakikatten bağımsız değildir.
Allah’ın istediği de budur: Kullukta bağlılık. Yani imanını kör taklitle değil, bilinçli tercihle yaşamak. Sadece geleneklerden devraldığı için değil, sorgulayıp doğruluğunu gördüğü için seçmek.
Bağımlılığın Toplumsal Bedeli
Bağımlı kitleler, zalimlerin sigortasıdır.
Hitler, Nazi Almanya'sını bağımlı hale getirdiğinde; insanlar, akıllarının değil liderlerinin gözlerinden dünyaya bakmaya başladı.
Bugün de benzerini görüyoruz: Bir futbol taraftarı, takımı yenildiğinde bile “Hakem suçlu” diyerek gerçeği reddedebiliyor. Bir parti seçmeni, yanlış icraatı bile savunabiliyor.
Bağımlılık, toplumu ikiye bölüp kör saflara ayırır. Herkes kendi liderini savunur ama kimse hakikati savunmaz.
Bağlılığın Gücü
Bağlılık, yanlışa karşı durabilme cesaretidir.
Bağlı bir toplum, yöneticisini sever ama yanlışını da söyler. Çünkü bilir ki, hakikat kişilere göre eğilip bükülmez.
Tarihte bağlı topluluklar, zulme karşı birleşerek devrimler yaptı, adaleti yeniden inşa etti. Peygamber (s.a.v.)’in ashabı, bağlıydı; O’nun doğruya çağrısına uydu ama gerektiğinde “Bu bize vahiy mi, yoksa şahsi görüşün mü?” diye sormaktan da çekinmedi.
Sen Hangisisin?
Bağımlılık, seni köleleştirir ve zincirlerini sevdirmeye çalışır.
Bağlılık, seni yüceltir ve özgürlüğünün sorumluluğunu verir.
Eğer yanlışta bile alkışlıyorsan, sen bağımlısın. Ama doğruyu savunmak için gerekirse kendi sevdiğine bile “yanlış yapıyorsun” diyebiliyorsan, işte o zaman bağlısın.
Allah, kendi yoluna bağlı kullar ister; yani imanını seçen, sorgulayan, hakikate sarılan kullar…
Bağımlı kullar istemez; çünkü onlar hakikati değil, sadece bağlı oldukları kişiyi ya da grubu savunur.
Unutma, Bağımlılık, narkozlanma halidir; bağlılık ise uyanık bir tercihtir.
Zincirlerini sevmek kolaydır, ama onları kırmak cesaret ister.
Erol Kekeç/13.08.2025/Sancaktepe/İST