Hakikatin Meşalesi ve Dalkavukluğun Karanlığı
Kalem ikiye ayrılır. Birincisi, “Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun ki...” diye Allah’ın üzerine yemin ettiği kalem. Bu kalem sahipleri kalemdardır. Adam gibi kalemi, hakikati aydınlatmak için kullanır; batılın, zulmün ve yalanın hakikatin önüne ördüğü duvarları yıkmak için vardır. Bu kalem sahipleri, doğrudan vahiyle hakikati haykıran elçiler başta olmak üzere, onun dışındakilerden de çıkar: Sokrat, Muhammed İkbal, İmam Ebu Hanife, Mehmet Akif Ersoy, Aliya İzzetbegoviç, Seyyid Kutub, Ali Şeriati... Yazdıklarını kanlarıyla sulamak pahasına ölümü göze alanlar ya da yaşayarak bugün de onlar gibi hakkı haykırmakta hiçbir sakınca görmeyen yiğitler, bu kalemin sahipleridir.
Diğerleri ise sürüngen gibi her deliğe giren, güçten beslenen ve sahiplerinin yanlışlarını örtmek için kalemi kullananlardır. Bunlar, yapmadıklarını yapıyormuş gibi övgüyle anlatırlar. Bunlar omurgasızlardır. Kalemin değeri, onlar için ne kadar “kemik” getirdiğiyle ölçülür. Kimin verdiği, nasıl geldiği hiç önemli değildir; önemli olan, önlerine sürekli kemik atılmasıdır. Yani bunlar hakikatin şahidi değil, gücün dalkavuklarıdır.
Bir gün bir padişah yemekte patlıcanın çok iyi olduğunu söyler. Dalkavuk, patlıcanın faydasını anlatmakla bitiremez. Ancak padişah hastalanır ve patlıcanın kötü olduğunu söyleyince, bu kez dalkavuk patlıcanın zararlarını anlatmaya başlar. Padişah, “Sen az önce faydalarını anlatıyordun, şimdi neden kötülüyorsun?” diye sorunca dalkavuk şöyle der:
“Padişahım, ben patlıcanın değil, sizin dalkavuğunuzum. Siz iyi derseniz iyi yaparım, kötü derseniz kötü yaparım.”
Ne yazık ki bugün ülkemizde de böyledir. İnsanları afyonlayan, hakikati perdeleyen, efendilerinin dediğine göre siyahı beyaz, beyazı siyah yapan kalemler vardır. Bu kalemler şeytanın üzerine yemin ettiği kalemlerdir. Zaten kendilerini “kalemşör” diye adlandırırlar. Kalemşör, kalemden şer akıtan demektir.
Toplumda bu tür varlıklar kemikle beslendiklerinden, “ne kadar kemik, o kadar havlamak” moduna girerek siyahı beyaz, beyazı siyah yapmaktan çekinmezler. Beyinleri uyuşturulmuş, aidiyet kimlikleri uğruna aklıyla hakikati göremeyen kalabalıklar da bunların sözlerine kanar. İşte bir toplumsal düzenin kurucuları, öncelikle kalemlerin doğru çalışması için her türlü ortamı oluşturmalı ki toplumlar aydınlığa kavuşabilsin.
Ne yazık ki küresel kuşatmadan yerel siyasete kadar her alanda bu tür varlıklar, hayatın içinde kahraman gibi sunulmakta, kanaat önderi gibi söz sahibi yapılmaktadır. Televizyon ekranlarına baktığınızda, ideolojik farklılıklar fark etmeksizin, her kesimin böyle dalkavukları vardır. “Açın pencereleri!”, “Akrabalarımızı korumak zorundayız!”, “Seni oyarım!”, “Millet kim ya!” gibi sloganik cümlelerle zaman zaman gündem olur, sonra yine ekranlara çıkarlar.
1. Hakikatin Kalemi- Yeminle Onurlandırılan Emanet
Allah’ın kaleme yemin etmesi boşuna değildir. Kalem, hakikati kayıt altına alır; hakikat, söz uçsa bile yazı sayesinde kalıcı olur. Bu nedenle hakikatin kalemi, her çağda zulmün en büyük korkusudur.
Sokrat, Atina’nın meydanlarında hakikati haykırdığı için baldıran zehri içmeye mahkûm edildi. Ebu Hanife, Abbasi sarayının baskılarına boyun eğmediği için zindanda can verdi. Mehmet Akif, milletine “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” diyerek kalemin hürriyetini haykırdı. Aliya, savaşın ortasında bile kalemiyle halkına direniş ruhu verdi.
Onların kalemleri, kanla sulanmış hakikatin şahitleriydi.
2. Kalemşörlerin Dünyası-Hakikati Değil Gücü Yazmak
Kalemşörler içinse kalem, hakikati değil, efendilerini korumak içindir. Onlar için önemli olan, gücün yanında görünmek, menfaatlerini korumaktır.
-
Bir gün güçlü olana methiyeler düzer, ertesi gün aynı güç zayıflayınca onu yerden yere vururlar.
-
Dün övdüklerini bugün yeren bu zihniyet, gerçeğin değil gücün peşindedir.
-
Halkı sürekli narkozlar, gündemleri değiştirir, hakikati görünmez hale getirir.
Böylece toplum, hakikat yerine algıyla yönetilir.
3. Küresel ve Bölgesel Boyut-Kalemşörlük Evrensel Bir Virüs
Kalemşörlük sadece bize özgü değil, küresel bir hastalıktır.
-
20. yüzyılda Nazi Almanyası, Goebbels’in propaganda makineleriyle halkı büyülemiş, milyonları bir ideoloji uğruna kör etmiştir.
-
Sovyetler Birliği’nde, Pravda gazetesi hakikatin değil, Komünist Parti’nin resmi yalanlarını yazmıştır.
-
Bugün modern dünyada, medya tekelleri halkı yönlendirmek için aynı yöntemi sürdürmekte, kitleleri hakikatten uzaklaştırmaktadır.
Bölgesel düzeyde Ortadoğu’da da kalemşörlük, iktidarların vazgeçilmez aracıdır. Hakikati haykıranların sesi kısılırken, methiyeci kalemler ödüllendirilir.
4. Ulusal ve Yerel Boyut-Bizdeki Manzara
Bizde de tablo farklı değildir. Televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde, sosyal medyada her kesimin kendi kalemşörleri vardır. Onlar, halkın dikkatini hakikatten uzaklaştırıp, efendilerinin doğrularını mutlak hakikat gibi sunarlar.
Kalemşörler;
-
Halkın öfkesini diri tutmak için sürekli düşman üretir,
-
Yalanları tekrar ederek gerçeğe dönüştürmeye çalışır,
-
İnsanların aklını uyuşturur, sorgulama yetisini köreltir.
5. Toplumsal Sonuçlar
Kalemşörlerin çoğalması, şu sonuçlara yol açar:
-
Gerçeğin kaybolması: Hakikate ulaşmak imkânsız hale gelir.
-
Kutuplaşma: Halk birbirine düşman olur.
-
Düşünce dünyasının çoraklaşması: Sanat, bilim ve edebiyat yozlaşır.
-
Ahlakın çöküşü: Yalan normalleşir, çıkarcılık erdemleşir.
-
Sessiz nesillerin yetişmesi: Gelecek kuşaklar hakikatle tanışmadan büyür.
Sonunda toplum, kendi kendini yiyip bitiren bir kaosa sürüklenir.
6. Çözüm ve Umut
Fakat bütün bu karanlığa rağmen umut vardır. Hakikat hiçbir zaman tamamen yok edilemez. Çözüm, hakikatin kalemini yeniden onurlandırmak, onu hürriyete kavuşturmaktır.
-
Cesur kalemler: Hakikati yazmaktan korkmayan yazarlar yetişmeli.
-
Özgür ortam: Basın, akademi ve sanat özgürleşmeli.
-
Toplumsal vicdan: Halk, “bizim yalanımız” yerine “ortak hakikat” arayışına yönelmeli.
Çünkü yalanın hükmü sınırlıdır. Tarih boyunca hakikat, eninde sonunda karanlığı yarıp çıkmıştır. Bugün dalkavuklar çoğunlukta olabilir, fakat hakikatin kalemi bir şiirde, bir yazıda, bir genç sesinde yeniden doğmaya devam edecektir.
Kalem, insanlık tarihinin en büyük emanetidir. Bir toplumun geleceği, kalemlerin nasıl kullanıldığına bağlıdır. Eğer kalem, hakikati yazarsa toplum yükselir; eğer kalem dalkavukluğun aracı olursa toplum çürür.
Bize düşen görev, kalemi kemikle beslenenlerin elinden kurtarıp, hakikatin hizmetine vermektir. Çünkü bir milletin asıl istiklali, hakikati haykıran kalemleriyle mümkündür.
Ve unutmayalım:
Hakikatin kalemi susmaz. Bir gün mutlaka, en gür seda yine hakikatin olacaktır.
Erol Kekeç/19.08.2025/Namazgah/İST