Bu Blogda Ara

21 Ağustos 2025 Perşembe

Kalemin İki Yüzü

 


Hakikatin Meşalesi ve Dalkavukluğun Karanlığı

Kalem ikiye ayrılır. Birincisi, “Kaleme ve yazdıklarına yemin olsun ki...” diye Allah’ın üzerine yemin ettiği kalem. Bu kalem sahipleri kalemdardır. Adam gibi kalemi, hakikati aydınlatmak için kullanır; batılın, zulmün ve yalanın hakikatin önüne ördüğü duvarları yıkmak için vardır. Bu kalem sahipleri, doğrudan vahiyle hakikati haykıran elçiler başta olmak üzere, onun dışındakilerden de çıkar: Sokrat, Muhammed İkbal, İmam Ebu Hanife, Mehmet Akif Ersoy, Aliya İzzetbegoviç, Seyyid Kutub, Ali Şeriati... Yazdıklarını kanlarıyla sulamak pahasına ölümü göze alanlar ya da yaşayarak bugün de onlar gibi hakkı haykırmakta hiçbir sakınca görmeyen yiğitler, bu kalemin sahipleridir.

Diğerleri ise sürüngen gibi her deliğe giren, güçten beslenen ve sahiplerinin yanlışlarını örtmek için kalemi kullananlardır. Bunlar, yapmadıklarını yapıyormuş gibi övgüyle anlatırlar. Bunlar omurgasızlardır. Kalemin değeri, onlar için ne kadar “kemik” getirdiğiyle ölçülür. Kimin verdiği, nasıl geldiği hiç önemli değildir; önemli olan, önlerine sürekli kemik atılmasıdır. Yani bunlar hakikatin şahidi değil, gücün dalkavuklarıdır.

Bir gün bir padişah yemekte patlıcanın çok iyi olduğunu söyler. Dalkavuk, patlıcanın faydasını anlatmakla bitiremez. Ancak padişah hastalanır ve patlıcanın kötü olduğunu söyleyince, bu kez dalkavuk patlıcanın zararlarını anlatmaya başlar. Padişah, “Sen az önce faydalarını anlatıyordun, şimdi neden kötülüyorsun?” diye sorunca dalkavuk şöyle der:

“Padişahım, ben patlıcanın değil, sizin dalkavuğunuzum. Siz iyi derseniz iyi yaparım, kötü derseniz kötü yaparım.”

Ne yazık ki bugün ülkemizde de böyledir. İnsanları afyonlayan, hakikati perdeleyen, efendilerinin dediğine göre siyahı beyaz, beyazı siyah yapan kalemler vardır. Bu kalemler şeytanın üzerine yemin ettiği kalemlerdir. Zaten kendilerini “kalemşör” diye adlandırırlar. Kalemşör, kalemden şer akıtan demektir.

Toplumda bu tür varlıklar kemikle beslendiklerinden, “ne kadar kemik, o kadar havlamak” moduna girerek siyahı beyaz, beyazı siyah yapmaktan çekinmezler. Beyinleri uyuşturulmuş, aidiyet kimlikleri uğruna aklıyla hakikati göremeyen kalabalıklar da bunların sözlerine kanar. İşte bir toplumsal düzenin kurucuları, öncelikle kalemlerin doğru çalışması için her türlü ortamı oluşturmalı ki toplumlar aydınlığa kavuşabilsin.

Ne yazık ki küresel kuşatmadan yerel siyasete kadar her alanda bu tür varlıklar, hayatın içinde kahraman gibi sunulmakta, kanaat önderi gibi söz sahibi yapılmaktadır. Televizyon ekranlarına baktığınızda, ideolojik farklılıklar fark etmeksizin, her kesimin böyle dalkavukları vardır. “Açın pencereleri!”, “Akrabalarımızı korumak zorundayız!”, “Seni oyarım!”, “Millet kim ya!” gibi sloganik cümlelerle zaman zaman gündem olur, sonra yine ekranlara çıkarlar.

1. Hakikatin Kalemi- Yeminle Onurlandırılan Emanet

Allah’ın kaleme yemin etmesi boşuna değildir. Kalem, hakikati kayıt altına alır; hakikat, söz uçsa bile yazı sayesinde kalıcı olur. Bu nedenle hakikatin kalemi, her çağda zulmün en büyük korkusudur.

Sokrat, Atina’nın meydanlarında hakikati haykırdığı için baldıran zehri içmeye mahkûm edildi. Ebu Hanife, Abbasi sarayının baskılarına boyun eğmediği için zindanda can verdi. Mehmet Akif, milletine “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı / Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı” diyerek kalemin hürriyetini haykırdı. Aliya, savaşın ortasında bile kalemiyle halkına direniş ruhu verdi.

Onların kalemleri, kanla sulanmış hakikatin şahitleriydi.

2. Kalemşörlerin Dünyası-Hakikati Değil Gücü Yazmak

Kalemşörler içinse kalem, hakikati değil, efendilerini korumak içindir. Onlar için önemli olan, gücün yanında görünmek, menfaatlerini korumaktır.

  • Bir gün güçlü olana methiyeler düzer, ertesi gün aynı güç zayıflayınca onu yerden yere vururlar.

  • Dün övdüklerini bugün yeren bu zihniyet, gerçeğin değil gücün peşindedir.

  • Halkı sürekli narkozlar, gündemleri değiştirir, hakikati görünmez hale getirir.

Böylece toplum, hakikat yerine algıyla yönetilir.

3. Küresel ve Bölgesel Boyut-Kalemşörlük Evrensel Bir Virüs

Kalemşörlük sadece bize özgü değil, küresel bir hastalıktır.

  • 20. yüzyılda Nazi Almanyası, Goebbels’in propaganda makineleriyle halkı büyülemiş, milyonları bir ideoloji uğruna kör etmiştir.

  • Sovyetler Birliği’nde, Pravda gazetesi hakikatin değil, Komünist Parti’nin resmi yalanlarını yazmıştır.

  • Bugün modern dünyada, medya tekelleri halkı yönlendirmek için aynı yöntemi sürdürmekte, kitleleri hakikatten uzaklaştırmaktadır.

Bölgesel düzeyde Ortadoğu’da da kalemşörlük, iktidarların vazgeçilmez aracıdır. Hakikati haykıranların sesi kısılırken, methiyeci kalemler ödüllendirilir.

4. Ulusal ve Yerel Boyut-Bizdeki Manzara

Bizde de tablo farklı değildir. Televizyon ekranlarında, gazete köşelerinde, sosyal medyada her kesimin kendi kalemşörleri vardır. Onlar, halkın dikkatini hakikatten uzaklaştırıp, efendilerinin doğrularını mutlak hakikat gibi sunarlar.

Kalemşörler;

  • Halkın öfkesini diri tutmak için sürekli düşman üretir,

  • Yalanları tekrar ederek gerçeğe dönüştürmeye çalışır,

  • İnsanların aklını uyuşturur, sorgulama yetisini köreltir.

5. Toplumsal Sonuçlar

Kalemşörlerin çoğalması, şu sonuçlara yol açar:

  • Gerçeğin kaybolması: Hakikate ulaşmak imkânsız hale gelir.

  • Kutuplaşma: Halk birbirine düşman olur.

  • Düşünce dünyasının çoraklaşması: Sanat, bilim ve edebiyat yozlaşır.

  • Ahlakın çöküşü: Yalan normalleşir, çıkarcılık erdemleşir.

  • Sessiz nesillerin yetişmesi: Gelecek kuşaklar hakikatle tanışmadan büyür.

Sonunda toplum, kendi kendini yiyip bitiren bir kaosa sürüklenir.

6. Çözüm ve Umut

Fakat bütün bu karanlığa rağmen umut vardır. Hakikat hiçbir zaman tamamen yok edilemez. Çözüm, hakikatin kalemini yeniden onurlandırmak, onu hürriyete kavuşturmaktır.

  • Cesur kalemler: Hakikati yazmaktan korkmayan yazarlar yetişmeli.

  • Özgür ortam: Basın, akademi ve sanat özgürleşmeli.

  • Toplumsal vicdan: Halk, “bizim yalanımız” yerine “ortak hakikat” arayışına yönelmeli.

Çünkü yalanın hükmü sınırlıdır. Tarih boyunca hakikat, eninde sonunda karanlığı yarıp çıkmıştır. Bugün dalkavuklar çoğunlukta olabilir, fakat hakikatin kalemi bir şiirde, bir yazıda, bir genç sesinde yeniden doğmaya devam edecektir.

Kalem, insanlık tarihinin en büyük emanetidir. Bir toplumun geleceği, kalemlerin nasıl kullanıldığına bağlıdır. Eğer kalem, hakikati yazarsa toplum yükselir; eğer kalem dalkavukluğun aracı olursa toplum çürür.

Bize düşen görev, kalemi kemikle beslenenlerin elinden kurtarıp, hakikatin hizmetine vermektir. Çünkü bir milletin asıl istiklali, hakikati haykıran kalemleriyle mümkündür.

Ve unutmayalım:

Hakikatin kalemi susmaz. Bir gün mutlaka, en gür seda yine hakikatin olacaktır.

Erol Kekeç/19.08.2025/Namazgah/İST 

Batının İslam’a Karşı Savaşı (Satın Alınamayan Hakikate Yönelik Kuşatma)

 


Terör Maskesinin Ardındaki Hakikat

Dünya siyasetinde özellikle son yirmi yıldır sıkça kullanılan bir kavram var: “terörle mücadele.” Bu kavram öylesine yaygınlaştırıldı ki artık devletlerin işgal planlarından kültürel müdahalelerine kadar birçok adım, “terör tehdidi” bahanesiyle meşrulaştırılıyor.

Bu söylem en çok İslam coğrafyası üzerinde yoğunlaştı. Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Yemen’e kadar birçok ülke, hep bu kavramın gölgesinde yakılıp yıkıldı. Batı medyası sürekli şu imajı işledi: “İslam eşittir şiddet, Müslüman eşittir potansiyel terörist.”

Oysa gerçekte, İslam’a yönelen bu saldırılar, terör gerekçesiyle açıklanamayacak kadar sistemli, derin ve tarihsel boyutlara sahiptir. Terör, yalnızca bir maskedir.

Batı imparatorluğu için en büyük tehdit, İslam’ın yozlaşmaya, zulme ve emperyalist düzene karşı direniş ruhudur. Çünkü İslam yalnızca bireysel ibadetlerden ibaret değildir. O, aynı zamanda adaletin, paylaşımın, özgürlüğün ve insan onurunun korunmasının sistemidir.

Ve en önemlisi, İslam satın alınamaz. Tarih boyunca Batı, parayla ve güçle çoğu sistemi kendi çıkarına uydurabilmiştir. Kapitalizmle, çıkar anlaşmalarıyla, kültürel yozlaştırmalarla birçok inanç ve ideoloji eğilip bükülmüştür. Ancak İslam’ın hakikat kökleri buna direnmektedir. İşte bu yüzden Batı, İslam’ı kendi düzenine eklemleyemediği için onunla savaş halindedir.

Batı İmparatorluğunun Aklı ve İslam’a Düşmanlık

Batı medeniyetinin tarihi, aslında emperyal yayılmanın tarihidir. Roma’dan bugünkü Amerikan hegemonyasına kadar süregelen çizgide, “güç” her şeyin ölçütü olmuştur. Bu medeniyet, önce Haçlı Seferleri ile İslam coğrafyasına yönelmiş, ardından sömürgecilikle Asya ve Afrika’yı paramparça etmiştir.

Modern dönemde ise Batı, doğrudan işgalin yanında ideolojik ve kültürel savaşları da devreye sokmuştur. Soğuk Savaş’ta “komünizm” şeytanlaştırılırken, 11 Eylül sonrası dönemde bu rol “İslam”a verilmiştir.

Batının zihnindeki temel problem şudur:

  • Komünizm, pazarlık edilebilen bir ideolojiydi.

  • Ulusal devletler, çıkar ilişkileriyle yönlendirilebilirdi.

  • Ama İslam’ın özündeki vahiy temelli adalet anlayışı, pazarlık edilemezdir.

Bu yüzden Batı stratejisi, İslam’ı ya yok etmek ya da içini boşaltıp “ılımlı” hale getirmek üzerine kuruludur.

Satın Alınamayan Hakikat, İslam’ın Direniş Yönü

İslam’ın Batı açısından en tehlikeli yanı, onun sömürüye karşı direniş üretmesidir.

  • Kur’an, faiz düzenine karşıdır. Bu, Batı’nın ekonomik sömürü sisteminin kalbine indirilen bir darbedir.

  • İslam, paylaşımı ve zekâtı emreder. Bu, kapitalizmin vahşi rekabet ve kâr hırsına meydan okur.

  • İslam, ırk, sınıf, renk ayrımı yapmaz. Bu, Batı’nın “böl ve yönet” politikalarını boşa çıkarır.

  • İslam, zulme karşı direnmeyi emreder. Bu, emperyalist tahakkümü reddeder.

Dolayısıyla Batı’nın istediği “satın alınabilir, esnek, sisteme entegre bir İslam'dır. Onlar için problem, İslam’ın özünde “yozlaşmaya hayır” diyen bir ruhun varlığıdır.

“Ilımlı İslam” Projesi, İnançların Ehlileştirilmesi

Batının 21. yüzyılda geliştirdiği en sinsi planlardan biri, “Ilımlı İslam” projesidir. Bu projeye göre, İslam tamamen ortadan kaldırılamaz; ancak içi boşaltılıp Batı çıkarlarına uygun bir forma sokulabilir.

Bu amaçla:

  • Bazı yönetimler desteklenerek dini söylem hükümetlerin kontrolüne alındı.

  • “Din ile siyaseti ayırmak” bahanesiyle İslam’ın toplumsal boyutu yok edilmeye çalışıldı.

  • Medya, “modern” ve “çağdaş” Müslüman tipini parlatırken, dirençli Müslümanları “radikal” diye damgaladı.

  • Müslüman gençlik, popüler kültür ve tüketim alışkanlıklarıyla kimliksizleştirilmeye çalışıldı.

Böylece Batı, Müslümanları kendi eliyle değil, kendi içlerinden dönüştürmeyi hedefledi. Bu, aslında yeni bir sömürgecilik biçimidir.

Savaş Alanından Kültürel Cepheye, İslam’ın Kuşatılması

Batının İslam’a karşı savaşı yalnızca askeri işgallerle sınırlı değildir. Bugün kültür, eğitim, medya, hatta sosyal medya algoritmaları bile bu savaşın araçları haline gelmiştir.

  • Eğitim sistemleri üzerinden genç nesillere Batılı değerler aşılanıyor.

  • Medya sürekli olarak İslam’ı şiddetle eşleştiren içerikler üretiyor.

  • Hollywood filmleri, Müslümanları hep terörist ya da geri kalmış toplumlar olarak gösteriyor.

  • Sosyal medya platformları, İslam’a yönelik eleştirileri serbest bırakırken, Batı’nın çifte standardını ifşa eden içerikleri sansürleyebiliyor.

Böylece Batı, yalnızca Müslüman topraklarını değil, Müslümanların bilinçlerini de işgal etmek istemektedir.

Ekonomik Zincirler ve Yeni Sömürgecilik

Batının bir diğer stratejisi de, Müslüman coğrafyayı ekonomik zincirlerle esir almaktır.

  • Petrol ve doğal gaz kaynakları üzerindeki kontrol, Batı için bir önceliktir.

  • Müslüman ülkelerin ekonomileri, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar aracılığıyla borç batağına sokulmaktadır.

  • Sanayileşme engellenmekte, ülkeler sadece hammadde tedarikçisi konumuna indirgenmektedir.

Böylece İslam coğrafyası bağımlı hale getirilirken, Batı bu ülkelerin yönetimlerini kendi çıkarlarına göre yönlendirme imkânı bulmaktadır.

Müslüman Coğrafyanın Parçalanması, Irak’tan Yemen’e

Bugün Ortadoğu haritasına bakıldığında, Batının izlediği politikanın somut sonuçları açıkça görülmektedir:

  • Irak işgal edildi, milyonlarca insan hayatını kaybetti, ülke etnik ve mezhepsel fay hatlarıyla parçalandı.

  • Suriye, vekalet savaşlarıyla yıkıma sürüklendi, milyonlarca mülteci ortaya çıktı.

  • Yemen, dünyanın en büyük insani krizlerinden biriyle karşı karşıya bırakıldı.

  • Filistin, sistematik bir etnik temizlik sürecine maruz kaldı.

  • Libya, devlet yapısını tamamen kaybetti, kabile savaşlarının içine itildi.

Bütün bu örnekler, Batının “terörle mücadele” bahanesiyle aslında İslam coğrafyasını istikrarsızlaştırma ve parçalama hedefini gözler önüne seriyor.

Batının Asıl Amacı, Hakikati Dilsizleştirmek

Tüm bu askeri, ekonomik ve kültürel saldırıların arkasındaki nihai hedef, İslam’ın hakikat sesini susturmaktır.

Çünkü Batı şunu biliyor:

  • Eğer İslam gerçek anlamda yaşanırsa, dünyada adaletsizliklere karşı güçlü bir alternatif doğacaktır.

  • Eğer İslam toplumları birlik içinde hareket ederse, Batının çıkar düzeni sarsılacaktır.

  • Eğer İslam’ın adalet, eşitlik ve paylaşım ilkeleri hayat bulursa, kapitalizmin sömürü sistemi çökecektir.

Bu yüzden Batı’nın derdi, terör değil; İslam’ın hakikatidir.

Bugünden Yarınlara, Uyarılar ve Çıkış Yolu

Müslümanlar için en önemli mesele, Batının bu stratejilerini fark etmek ve ona göre bir duruş geliştirmektir. Bunun için:

  • Birlik bilinci yeniden inşa edilmelidir. Mezhep, etnik kimlik, coğrafya ayrımları Batının silahıdır.

  • Eğitim ve bilinçlenme öncelik olmalıdır. Kendi tarihini ve değerlerini bilmeyen toplum, kolayca başkalarının oyuncağı olur.

  • Ekonomik bağımsızlık sağlanmalıdır. Kendi sanayisini kurmayan, üretmeyen toplum sürekli Batının zincirinde kalır.

  • Medya ve kültür alanında alternatif üretimler yapılmalıdır. Hakikat, sanat ve medya aracılığıyla da savunulmalıdır.

İslam’ın Direnişi İnsanlığın Direnişidir

İslam’a karşı yürütülen savaş, aslında yalnızca Müslümanların değil, tüm insanlığın özgürlük mücadelesine karşı açılmış bir savaştır. Çünkü İslam’ın direnişi, yalnızca Müslümanların onurunu değil, aynı zamanda adaletin, insanlık onurunun ve sömürüye karşı mücadelenin direnişini temsil eder.

Batı imparatorluğu, İslam’ı satın alamadığı için onunla savaşmaktadır. Ama hakikat parayla satın alınamaz. Tarih boyunca nice imparatorluklar çökmüş, nice zulüm düzenleri yıkılmıştır. İslam’ın direniş ruhu ise her seferinde küllerinden doğmuştur.

Bugün de olacak olan budur:
Batı’nın planları kısa vadede bazı coğrafyaları yıkabilir, bazı toplumları istikrarsızlaştırabilir. Ancak hakikat, er ya da geç galip gelir. Çünkü İslam’ın özü, adalet ve insanlık onurunu savunmaktır.

Erol Kekeç/19.01.2025/Sancaktepe/İST

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!