Bugün Türkiye’de SSK emeklisi bir yurttaş, geçinemediği için yeniden çalışmak zorunda kaldığında şunu yaşıyor: Ya emekli maaşı kesiliyor, ya “sosyal güvenlik destek primi” adı altında fiilen cezalandırılıyor, ya da kayıt dışına itiliyor.
Bu insanın suçu ne?
Hayatta kalmak istemesi.
Aynı anda, başka bir yerde şunu görüyoruz:
Milletvekilliği yapmış bir kişi, yeniden milletvekili seçildiğinde emekli milletvekili maaşı kesilmiyor, üstüne aktif görev maaşı da ekleniyor. Bu bir istisna değil, sistematik bir ayrıcalık.
Burada durup şu soruyu sormak zorundayız:
Devlet, kimi “yük”, kimi “hak sahibi” olarak görüyor?
Hukuk Devleti Masalı ve Seçici Uygulama
Hukuk, soyut bir metin değildir. Hukuk, kime nasıl uygulandığıyla anlam kazanır. Eğer hukuk;
-
Yoksula gelince “bütçe disiplini”
-
Güçlüye gelince “kazanılmış hak”
diyorsa, orada hukuk yoktur; sınıfsal tercih vardır.
SSK emeklisine deniyor ki:
“Hem çalışıp hem maaş alamazsın, bu sistemin dengelerini bozar.”
Peki soralım:
Bir milletvekilinin iki maaş alması sistemin dengesini bozmuyor mu?
Yoksa bozulan denge yalnızca yoksulun cebinde mi fark ediliyor?
Bu noktada mesele hukuk değil, hukukun kimler için esnetildiği meselesidir.
“Kazanılmış Hak” Kimin Hakkı?
En sık kullanılan savunma şu:
“Emekli milletvekili maaşı kazanılmış haktır.”
Peki SSK emeklisinin yıllarca ödediği primler ne?
Onlar da kazanılmış hak değil mi?
Ama bakıyoruz:
SSK emeklisi çalışınca hakkı askıya alınıyor,
milletvekili çalışınca hakkı katlanıyor.
Demek ki bu ülkede “kazanılmış hak” kavramı, statüyle orantılı çalışıyor. Unvanın varsa hak kutsal, yoksa şarta bağlı.
Bu, hukukun değil; imtiyaz rejiminin tarifidir.
Aynı Gemideyiz Yalanı
“Aynı gemideyiz” sözü, bu ülkede en çok yoksuldan fedakârlık istenirken söylenir. Ama o gemiye dikkatli bakınca şunu görürüz:
-
Güvertedekiler: Maaşı kesilmeyenler, imkânı artanlar, ayrıcalığı yasalaşanlar
-
Alt kattakiler: Kürek çekenler, maaşı yetmeyenler, çalıştığı için cezalandırılanlar
Bu gemide fırtına çıktığında kürekçiler su alır, güvertedekiler manzara izler.
Bu yüzden bu bir “aynı gemi” değil; aynı denizde farklı tekneler meselesidir.
İnsanlık Dışı Olan Nedir?
İnsanlık dışı olan, bir emekliyi çalışmak zorunda bırakan ekonomik koşullardır.
Ama daha insanlık dışı olan, çalıştığı için cezalandırmaktır.
Devlet şunu söylüyor:
“Yetmediğini biliyorum ama tamamlamak için hareket edersen bedel ödersin.”
Bu, sosyal devlet değildir. Bu, itaat bekleyen bir yönetim refleksidir.
Öte yandan, gücü elinde tutana şu mesaj veriliyor:
“Senin hareket alanın geniş, sen sistemin istisnasısın.”
Bu da eşitlik değil, ayrıcalık hukukudur.
Keyfiliğin Anatomisi
Bu tablo bize şunu gösteriyor:
Kurallar herkese aynı uygulanmıyor.
Uygulanıyormuş gibi yapılıyor.
Bu fark, teknik bir mevzuat detayı değil; bilinçli bir tercihtir.
Kimi yurttaşı “idare edilecek kitle”,
kimi yurttaşı “sistemin sahibi” olarak gören bir bakışın sonucudur.
Ve bu bakış, sadece adaletsiz değil; ahlaki olarak da çürüktür.
Meydan Okuma
Bu yazı bir şikâyet değil. Bir teşhistir.
Ve teşhis şudur:
Bu ülkede emekli maaşı üzerinden kurulan düzen,
sosyal devlet değil, seçici merhamet rejimidir.
Ya herkes için aynı kural,
ya da bu düzenin adı adalet bellidir.
Eğer bir ülkede emekli, hayatta kalmak için çalıştığında cezalandırılıyorsa;
ama iktidar çevresinde olanlar çalıştıkça daha fazla kazanıyorsa,
orada sorun ekonomi değil, vicdan ve hukuk mimarisidir.
Ve artık bu çelişki örtülemez noktadadır.
Bu bir isyan çağrısı değil;
hesap sorma çağrısıdır.
Çünkü adalet, bir gün herkese lazım olur.
Ama bugün, en çok ezilene lazımdır.
Bahadır Hataylı/Aralık-2025/İST
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder