4 Ocak 2026 Pazar

Güç, sessizlik ve ortaklıklar- çağımızın ahlak muhasebesi

Bazı cümleler vardır, söylendiği anda sadece bir iddia değildir; bir çağrıdır, bir suçlamadır, bir aynadır. “Biz Esad’ı, Netanyahu’yla ve Erdoğan’la birlikte devirdik” gibi bir ifade, sıradan bir siyasi böbürlenme cümlesi olarak geçiştirilemez. Çünkü bu tür sözler, eğer yalanlanmıyorsa, yalnızca söyleyenin niyetini değil; susanların da konumunu açığa çıkarır. Modern siyasette bazen en yüksek ses, en büyük gürültü değil; hiç çıkmayan sestir. Zira itiraz edilmeyen bir iddia, zamanla hakikate dönüşür. Ve bu noktada sormak bir hak değil, bir zorunluluk hâlini alır: Eğer bu söz doğru değilse, neden resmî ve açık bir yalanlama gelmedi? Eğer doğruysa, bunun ahlaki ve tarihsel bedeli kimin omuzlarındadır?

Suriye meselesi, yıllardır yalnızca bir iç savaş ya da bölgesel bir kriz olarak anlatıldı. Oysa Suriye, jeopolitik haritaların üzerinde duran bir ülke olmanın ötesinde, bir geçitti. İnsanlar için değil; vicdan için. Filistin’e uzanan yardımların, direnişin, nefes borularının büyük kısmı bu topraklardan geçiyordu. Bu artık gizli bir bilgi değil; bilinen ama konuşulmayan bir gerçekti. Eğer gerçekten Esad’ın devrilmesi için küresel ve bölgesel güçler ortak bir zeminde buluştuysa –ki bu iddia açıkça dile getiriliyor ve yalanlanmıyorsa– o zaman şu sorudan kaçmak mümkün değildir: Filistin’e giden yolların kesilmesi de bu ortaklığın doğal bir sonucu değil miydi?

Bugün Gazze’nin kuşatılmışlığı sadece beton duvarlarla, dikenli tellerle açıklanamaz. Gazze, siyasetin ikiyüzlülüğüyle kuşatılmıştır. Bir yandan meydanlarda yüksek sesle yapılan konuşmalar, mitingler, sloganlar; diğer yandan kapalı kapılar ardında kurulan dengeler, verilen sessiz onaylar… Eğer bir yerde bombalar yağıyor ve aynı anda başka bir yerde “biz yardım göndermek istiyoruz ama izin verilmiyor” deniliyorsa, burada durup düşünmek gerekir. Çünkü bu cümle, bir acziyet itirafı değil; egemenlik sorusudur. Kendi halkına ve dünyaya “biz istiyoruz ama izin alamıyoruz” demek, fiilen şu anlama gelir: Bu meselede karar verici biz değiliz. Ve eğer karar verici değilseniz, sorumluluk nerede başlar, nerede biter?

İsrail’in Gazze’yi sistematik biçimde yıkıma uğrattığı bir süreçte, bölgedeki büyük aktörlerin rolü yalnızca yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla da ölçülür. Bazen bir bomba, yalnızca onu atan elin değil; o bombaya giden yolu açan, sessiz kalan, denge hesabı yapan herkesin eseridir. Eğer Suriye’nin devrilmesiyle birlikte Filistin’e uzanan lojistik ve siyasi hatlar kesildiyse; eğer bu süreç, küresel ve bölgesel çıkar birliktelikleriyle yürütüldüyse; o zaman Gazze’de kurşunsuz kalan çocukların sorusu sadece “bizi kim bombaladı?” değildir. Asıl soru şudur: “Bizi kim savunmasız bıraktı?”

Bu noktada mitinglere, kitlesel gösterilere bakmak gerekir. Mitingler, eğer gerçek bir politik karşılığı yoksa, çoğu zaman halkın öfkesini boşaltmak için kullanılan güvenli alanlara dönüşür. İnsanlar bağırır, ağlar, slogan atar; sonra evlerine döner. Sistem ise olduğu yerde kalır. Eğer bir miting, iktidarın elini güçlendirmiyor; somut bir politika değişikliğine yol açmıyorsa, uluslararası dengeleri sarsmıyorsa; o miting, acının kendisini değil, acının yönetimini temsil eder. Bu, halkın vicdanını rahatlatan ama zulmü durdurmayan bir mekanizmadır.

Burada mesele kişilere indirgenemez; ama kişilerden de bağımsız değildir. Çünkü tarih, soyut yapılarla değil; somut tercihlerle yazılır. Kimlerle masaya oturulduğu, hangi anlaşmaların yapıldığı, hangi cümlelerin sessizlikle karşılandığı… Bunların hepsi kayda geçer. Bugün “biz izin alamıyoruz” denilen yerde, dün hangi izinlerin alındığını sormak zorundayız. Bugün Gazze için atılan her gözyaşı, eğer dün Suriye için kurulan denklemlerle çelişiyorsa; orada samimiyet değil, stratejik duygu yönetimi vardır.

Bu yazı bir suçlama metni değildir; ama bir aklama metni de değildir. Bu yazı, taraf olmaya değil; hesap sormaya çağırır. Çünkü gerçek adalet, sadece zalimi işaret etmekle değil; zulmün önünü açan yolları da ifşa etmekle mümkündür. Eğer gerçekten bu çağda bir “ahlak krizi” varsa, bu kriz yalnızca Batı’nın ikiyüzlülüğüyle açıklanamaz. Bu kriz, Müslüman olduğunu söyleyen coğrafyaların, gücü ahlakın önüne koymasıyla derinleşmiştir. Ve bu durum, dini söylemlerin içinin boşalmasına, kutsal kavramların günlük siyasetin aparatı hâline gelmesine yol açmıştır.

Bugün insanlar dinden uzaklaşıyorsa, bunun sebebi yalnızca modernizm ya da sekülerizm değildir. İnsanlar, söylenenle yapılan arasındaki uçurumdan uzaklaşıyor. Bir yanda adalet, merhamet, kardeşlik vurguları; diğer yanda çıkar hesapları, sessizlikler, çelişkiler… Bu uçurum büyüdükçe, inanç da yara alır. Çünkü din, yalnızca kürsülerde anlatılan bir metin değil; hayatta karşılığı olan bir ahlak iddiasıdır. Ve o iddia, Gazze’de, Suriye’de, Yemen’de, dünyanın her yerinde sınanmaktadır.

Sonuç olarak mesele şudur: Tarih, kimlerin ne söylediğini değil; kimlerin neye sessiz kaldığını da yazar. Bugün söylenen bir cümle, yarın bir delil hâline gelir. Ve eğer bu çağın insanları olarak bizler, çelişkileri görmezden gelirsek; yalnızca zalimi değil, yalanı da büyütmüş oluruz. Bu yüzden bu yazı, bir öfke patlaması değil; bir uyarıdır. Çünkü gerçek değişim, sloganla değil; yüzleşmeyle başlar. Ve yüzleşme, her zaman rahatsız edicidir.

 

Bahadır Hataylı/02.01.2026/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!