hırsızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hırsızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ekim 2026 Perşembe

Tilkinin Hac Kafilesi


Bir gün tilki, tavukları tek tek avlamanın zahmetinden kurtulmak için yeni bir usul bulmuş. Kuyruğunu toplamış, başını öne eğmiş, eline bir çubuk alıp köyün yoluna düşmüş. Görenler şaşırmış:


- Hayırdır tilki kardeş, bugün dişlerin nerede?

Tilki içini çekmiş:

- Ah kardeşlerim! Nefsime uydum, çok günah işledim. Tövbe ettim, hacca gidiyorum. Rabbimin kapısına yüz sürmeye niyetliyim.

Tavuklardan biri kuşkuyla bakmış:

- Senin peşinden gidersek bizi yemez misin?

- Estağfurullah! Ben artık eski tilki değilim. Hem ben kimseyi çağırmıyorum; isteyen gelir, istemeyen kalır.

Bu cevap tavukların içine su serpmiş. Tilkinin peşine düşenlerin adını elindeki çubukla bir listeye yazmış. Kısa sürede kafileye tavuklar, horozlar, güvercinler doluşmuş. Her biri ötekine bakıp kendini daha güvende hissetmiş. Kafile büyüdükçe tilkinin itibarı da büyümüş.

Yaşlı karga, ağacın dalından seslenmiş:

- Bre tavuklar! Dün sizi yemek için dolaşan tilki, bugün sizi kurtarmaya mı çıktı? Dişlerini mi döktürdü, yoksa yalnızca dilini mi değiştirdi?

Tavuklardan biri hemen karşılık vermiş:

- Herkes tövbe edebilir! Sen de kimsenin iyiliğini istemiyorsun.

Karga gülmüş:

- Ben sizin iyiliğinizi istemesem de en azından etinizi istemiyorum!

Ama kim dinler kargayı? Tilki kafilenin önünde, tavuklar arkasında yola koyulmuş. Akşam olunca bir mağaraya varmışlar. Tilki, herkesi içeri sokmuş, kendisi de kapının ağzına kurulmuş.

Biraz sonra sesini kalınlaştırıp ilan etmiş:

- Hac yolculuğumuz buraya kadar!

Tavuklar çırpınmış:

- Hani tövbe edecektik? Hani hacca gidecektik?

Tilki dişlerini göstermiş:

- Önce günahlarınızı temizleyelim. Sen, Akbaş! Yumurtlarsın, ortalığı ayağa kaldırırsın. Huzur bırakmazsın. İnfazın kesin!

Tavuk bağırmış:

- Benim tabiatım bu!

- Her suçlu kendine bir mazeret bulur, demiş tilki ve onu bir kenara çekmiş.

Horoz öne atılmış:

- Peki benim suçum ne? Sabahları köyü uyandırırım.

- Sen de insanları uykusundan edersin! Biraz da onlar rahat uyusun, demiş tilki.

Horozun da sesi kesilmiş.

Sıra güvercine gelmiş. Güvercin, tilkinin niyetini anlamış ama son bir oyun kurmuş:

- Tilki kardeş, madem bunca günahı geride bıraktın, bana da soyunu sopunu anlat. Senin gibi kahraman birinin nereli olduğunu bilmeden gitmeyeyim.

Tilki övgüye dayanamamış, göğsünü kabartmış:

- Bizim ecdadımız kahramandır! Biz kimseye yanlış yapmayız. Ne yaptıysak herkesin rızasıyla yaptık!

Kuyruğunu kaldırıp mağaranın ağzını biraz açınca güvercin fırsatı bulmuş, kanatlarını çırpıp dışarı fırlamış. Bir kayanın üzerine konup seslenmiş:

- Ey tilki! Demek tavukların rızasıyla yenmesi de sizin ecdat geleneğiniz! Biraz daha konuşsan kendi kuyruğunu da başarı belgesi diye sunacaksın!

Tilki hiddetlenmiş:

- Seni yakalarsam yerim!

Güvercin gülmüş:

- Yakala da görelim! Senin kurnazlığın, başkasının sana duyduğu güven kadarmış. Artık köyde kimse kuyruğuna bakıp karakterini, sözlerine bakıp niyetini ölçmeyecek!

Güvercin köye dönüp olanları anlatmış. Tilkinin itibarı bir gecede yere serilmiş. Artık kimse onun listesine adını yazdırmamış. Aç kalan tilki, bir zamanlar peşinden sürüklediği kalabalığı uzaktan seyretmiş.

Gelgelelim, tilkinin hikâyesi yalnızca ormanda kalmamış. Kimi tilkiler bir süre sonra yeni kuyruklar takmış, yeni kürkler giymiş; kimi kürsülere çıkmış, kimi makam koltuklarına kurulmuş. Kimi dinin, kimi milletin, kimi adaletin sözcüsü olmuş. Hepsinin dili başka, hesabı aynıymış: Kendi sofrasını büyütürken başkasına kurtuluş sofrası kurduklarını anlatmak.

Birinin elinde tesbih, ötekinin elinde bayrak; birinin dilinde ahlak, ötekinin dilinde hak hukuk... Ama iş başkasının hakkını teslim etmeye gelince hepsinin hafızası zayıflarmış. Kendileri kusur işleyince kaderden, çıkarlarından, iyi niyetlerinden söz eder; başkası hata yapınca adaletin kılıcını çekerlermiş.

Bunların en sevdiği söz de şuymuş:

- Biz sizi zorlamıyoruz, kendi isteğinizle peşimizden geliyorsunuz!

Ne güzel savunma! Hem kafileyi sen kur, yolu sen göster, hedefi sen belirle; sonra mağaranın kapısında, "Ben mi getirdim sizi?" diye sor. Hırsızın ev sahibine, "Kapıyı kilitlemediğin için suç sende," demesinden ne farkı var?

Asıl marifet, tavukları kandırmak değil; tavukları, kendilerini kandıranın avukatı hâline getirmektir. Bir de buna sadakat derler. Tilki dişini gösterdiğinde değil, kendisine güvenenler onun adına diş gösterdiğinde kazanır.

Köydeki karga hâlâ aynı soruyu sorarmış:

- Ey tavuklar! Size kurtuluş vaat edenin sözünü değil, hesabını sorun. Günahlarınızdan arındıracağını söyleyene, önce kendi ellerindeki hakkı sorunuz. Sizi doğru yola götürdüğünü söyleyene, o yolun sonunda kimin sofrasının kurulacağını sorun. Çünkü her kutsal sözün arkasında kutsal bir niyet bulunmaz; bazen en süslü vaazın altında en aç tilki saklanır.

Sonra eklemiş:

- Bir de şu var: Tilkiyi tilki olduğu için suçlamak kolay. Peki, onun dişlerini bildiğiniz hâlde neden peşine düştünüz? Sizi uyaran kargaya neden düşman oldunuz? Size güzel söz söyleyeni neden doğru, acı gerçeği söyleyeni neden kötü sandınız?

Köy susmuş. Çünkü bu kez mesele tilkinin ne yaptığı değil, herkesin kendi payına düşeni düşünmesiymiş.

Tilki, tavukları yediği için tilkidir; kendisini kurtarıcı sanan tavuk ise neden yutulduğunu anlayana kadar aynı tuzağa yeniden düşebilir.

Ve köyün duvarına şu söz yazılmış:

"Kuyruğunu saklayana değil, hesabını verene güven. Çünkü tilkinin en büyük hüneri seni yemesi değil; seni yemeye giderken ona dua ettirmesidir."

Erol Kekeç/21.10.2026/Sancaktepe/İST

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!