5 Şubat 2026 Perşembe

ÇELİŞKİYLE YAŞAMAK


24 yıllık bir iktidarın değil, bir toplumsal aklın röntgeni

Bu bir partiye karşı yazılmadı.

Bir lidere öfke kusmak için hiç yazılmadı.

Bu, aynı cümlelerin yıllar boyunca tekrar tekrar söylenmesine rağmen, hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam eden bir toplumun mantıkla bağını nasıl gevşettiğini anlamak için yazıldı. Çünkü asıl mesele iktidarın ne söylediği değil; toplumun buna nasıl inanabildiğidir.

Uzun iktidarlar yalnızca güçle ayakta kalmaz. Uzun iktidarlar, çelişkiyle yaşamayı mümkün kılan bir zihinsel iklim üretir. Bu iklimde tutarsızlık skandal olmaz, tekrar olur. Yalan çökertilmez, yutulur. Zaman ilerlemez, döngüye girer.

Bu yazı şunu soruyor: Mantıkta yeri olmayan önermeler, toplumsal hayatta nasıl karşılık bulur?

I. “Üç yıla bitireceğiz cümlesi ve zamanın iptali

2010’da “Et ithal etmeyeceğiz denildi.2017’de “Üç yıla bitecek.”2019’da yine “Üç yıla.”2020’de “Bitiriyoruz.”2024’te aynı cümle yıl içinde defalarca tekrarlandı.2025’te tekrarlandı. Burada mesele et değildir. Et, sadece bir örnek nesnedir. Asıl mesele, zamanın işlevini yitirmesidir.

Mantıkta bir önerme vardır:

Eğer A söylenir ve B gerçekleşmezse, A geçersizdir.

Ama siyasette bu önerme tersine çevrilmiştir:

Eğer A söylenir ve B gerçekleşmezse, A yeniden söylenir.

Bu, mantığın değil; alışkanlığın kuralıdır.

Toplum, “üç yıl”ın bir ölçü birimi olmaktan çıktığını fark ettiğinde bile tepki vermez. Çünkü “üç yıl artık gerçek bir zaman dilimi değil; erteleyici bir metafordur. İnsanlar, neden bitmedi? sorusunu sormaz, yine söylediler diye not alır. Bu noktada siyaset sonuç üretmez, beklenti üretir.

Ve beklenti, gerçekle karşılaşmadığı sürece yaşayabilir.

II. İthalat kararları ve gerçeklikle aynı anda yaşamak

2025 yılı için Resmî Gazete ’de yayımlanan kararlar:3,5 milyon ton mısır ithalatı,1 milyon ton arpa ithalatı,1 milyon ton ayçiçeği tohumu…

Aynı zaman diliminde: “ET ithalatını bitireceğiz.

Bu iki durum mantıkta birlikte var olamaz.

Ama toplumsal hayatta birlikte var olabilir.

Nasıl?

Çünkü toplum artık önermeleri aynı düzlemde değerlendirmez. Bir önerme “ekonomik gerçeklik” düzleminde durur, diğeri siyasal sadakat düzleminde. Bu iki düzlem birbirine temas etmez.

Buna bölünmüş bilinç denir. İnsanlar şunu yapar: Pazarda fiyatı görür, Televizyonda sözü duyar,

İkisini aynı anda doğru kabul eder. Bu, cehalet değildir. Bu, uyum sağlama refleksidir. Çünkü çelişkiyi reddetmek, yüzleşmeyi gerektirir. Yüzleşme ise konfor bozucudur.

III. Enflasyonun bitmeyen “en zoru”

2018’den 2026’ya kadar aynı cümle: “Enflasyon sorununu çözeceğiz.” En zor dönem geride kaldı.”

Bu cümlelerin hepsi gelecek zaman içerir. Ama bu gelecek, hiçbir zaman şimdiye dönüşmez.

Mantıkta buna sonsuz erteleme denir. Bir problem çözülmez ama sürekli “çözülmek üzere” tutulur. Bu, sorunun değil; umudun yönetimidir.

Buradaki asıl mesele şudur: Bir toplum, aynı sorunun çözüldüğüne her yıl yeniden inanıyorsa, artık çözümle değil, inanma ihtiyacıyla ilgileniyordur.

Bu noktada ekonomi teknik bir alan olmaktan çıkar, psikolojik bir alana dönüşür. Rakamlar değil, cümleler dolaşır.

IV. “Cebimizden bir kuruş çıkmıyor söylemi ve görünmez maliyetler

“Devletin kasasından bir kuruş çıkmıyor. Bu cümle yıllarca tekrarlandı. Bu cümle, teknik olarak tartışılabilir. Ama asıl mesele teknik doğruluğu değil; toplumsal işlevidir. Bu cümle şunu yapar: Maliyeti görünmez kılar. Hesap sormayı anlamsızlaştırır. Vatandaşı izleyiciye çevirir. İnsanlar artık “nasıl yapıldı?” diye sormaz, “bize çıkmıyormuş diye kabul eder. Bu noktada siyaset, hesap vermez; teskin eder.

V. Kişisel anlatılar ve hafızanın eğrilmesi

Bir liderin kendi hayatına dair anlattığı hikâyeler, semboliktir. Ama bu hikâyeler zamanla tarihsel gerçeklikle çeliştiğinde, mesele kişisel hata olmaktan çıkar.

Doğum tarihitakvim uyuşmaz. Olaylar, gerçekleşmeden önce anlatılır. Mekânlar, var olmadan hatırlanır. Bu noktada toplum iki şeyden birini yapar:

Ya sorgular,

Ya önemsizleştirir.

Uzun iktidarların sırrı buradadır: Önemsizleştirme yeteneği. Toplum şunu öğrenir: Detay önemli değil, niyet önemli. “Âmâ niyet ölçüldüğünde, gerçeklik serbest kalır.

VI. “Aslalar, “oldular ve sözün değersizleşmesi

“Asla olmaz” denilenlerin listesi uzundur: Görüşülmez görüşüldü, olmaz oldu, Asla mümkün

Bu durum tek başına diplomasi değildir. Çünkü diplomasi değişimi gerekçelendirir. Burada ise değişim açıklanmaz, sadece yaşanır.

Toplum da şunu öğrenir: Sözler bağlayıcı değildir. Bu öğrenildiğinde, siyaset hesap vermez. Çünkü hesap, söz üzerinden sorulur.

VII. “Biz yaptık” anlatısı ve tarihsizlik

Bir iktidar, kendinden önce yapılan her şeyi yok saydığında, sadece kendini büyütmez; toplumu küçültür. Çünkü geçmişi olmayan bir toplum, karşılaştırma yapamaz. Karşılaştırma yapamayan toplum ise alternatif düşünemez.

VIII. Yalan ve duygu üretimi

“Mülakat”, “cami”, “yasak” gibi örnekler şunu gösterir: Yalanın işlevi ikna etmek değil; duygu üretmektir. Duygu üretildiğinde gerçeklik ikinci plana düşer. İnsanlar doğruluğu değil, ait olmayı savunur.

IX. Nasıl ayakta kaldı?

Sorunun cevabı burada.

Bu iktidar: Çelişkiyi normalleştirdi

Zamanı iptal etti,

Sözü bağlayıcılıktan çıkardı

Gerçeği duyguyla bastırdı

Ama bunu tek başına yapmadı.

Toplum buna uyum sağladı.

Çünkü çelişkiyle yaşamak, yüzleşmekten daha kolaydır.

Aydının sorumluluğu, bu yazı kimseye neye inanacağını söylemiyor. Sadece şunu soruyor: Aynı anda bu kadar tutarsız önermeye inanabiliyorsak, yarın neye itiraz edebiliriz?

Karanlık bir anda gelmez. Karanlık, çelişkiye alışıldığında başlar.

Ve aydının sorumluluğu şudur: Alışmamayı hatırlatmak.

Bahadır Hataylı/04.02.2026/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!