Bu Blogda Ara

14 Temmuz 2013 Pazar

ALTIN VE GÜMÜŞÜ BİRİKTİRENLERİN VAY HALİNE!


“Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah'ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.
O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak ve “İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi, tadın bakalım biriktirip sakladıklarınızı”! Denilecek.”Tevbe:34-35
Bu ayetler, inşallah yüreklerimizdeki pisliklerin temizlenmesine vesile olur da, takva elbisesiyle kuşanırız.
Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, ifadesi tamamıyla kurumsallaşmış dini merkezleri hedef almaktadır. Bu kurumsal teşkilatların hemen hepsi insanların mallarını haksız yere yemekte yarış halindedir. Bu ayetlerde vurgulanan haham ve rahip ifadesini görünce, bu ayetin sadece onları kapsadığını düşünmek, Kuran'ı Kerim’in ayetlerinin evrenselliğine ve âlem şümul olma özelliğine aykırı bir davranış olur ve Allah'ın ahkamına hakaret içerir. Bu algı kirliliğini ortadan kaldırmak maksatlı, Rabbimizin bu ayetlerinden anladığımızı sizlerle paylaşmak için biraz sesli düşünelim dedim, umarım faydalı olur.
Dini kurumsal otoriteler, tarih boyunca insanlığın kanı üzerinden kazanç elde etmiştir. Bu kazançların yolunun tıkanmaması için, Hakkı tahrip etmede hiçbir sakınca görmezler. Geçmişteki inanışların tahrip olmasının nedeni, devam eden yaşamlarını önce benimsediler sonrasında bu hakka dayanmayan yaşamlarını kutsal kitaplarla desteklemek için, kutsal kitaplarının içeriğini değiştirmek zorunda kaldılar. Bu tahribatın temelinde, yine yaşanmakta olan dinsel dogmaların sarsıntıya uğramaması için, geliştirilen şeytanı kurnazlığın olduğunu görmekteyiz. Bu şeytanı kurnazlığı Rabbimiz, İman edenlere hatırlatarak aynı yanlışı yapmayalım diye bizleri uyarmaktadır. Yaşadığımız çağa bir göz attığımız zaman bu ayetlerde anlatılan hakikatleri daha iyi anlamış olacağız. Vatikan devletlerin en zengini ve dünyanın dört bir yanında kendi hegemonyasını oluşturmak için kullandığı parasal güce baktığımız zaman, geri dönüşümü katlanarak geldiği için harcamakta bir beis görmemektedir. Aynı durum Museviler için de geçerli, İslam dinine mensup olduğunu söyleyen kurum kuruluş ve dünyaya meydan okuyan cemaatler de bu açıklamanın dışında değildir.
Dinsel kuruluşların bir günde topladığı altın ve gümüşü, başka kurumların yıllarca biriktiremediklerine hepimiz şahidiz, Vatikan kredi olarak paralar dağıtmakta, Yahudiler ve Yahudililik dininin otoriteleri günümüzün en büyük faiz lobilerini oluşturmaktadır. İslam olduğunu söyleyen ancak İslami değerleri tahrip ederek, kitabına uydurmaya çalışanlar da bunlardan faklı değildir. Doğudaki mollalar kurumu, bulunduğu tolumda en zengin bir kurum olarak anılıyorsa, bizim ülkede cemiyet ve cemaatler dışında resmi ideoloji tarafından biçimlendirilen dinsel teşkilatlanma, en zengin kurumların başında geliyorsa, bu noktaların detaylı bir sorgulamasının varlığı gereklidir.
İnsanların mallarını haksız yollarla yiyen bu kurumsal otoriteler, kendi varlıklarını daim kılmak için dini değerlerin tahribatında bir sakınca görmedikleri için, insanları Allah’ın yolundan alıkoyarlar. Dini yozlaşma tarih boyunca, bu dinsel otoritelerin elleriyle gerçekleşmiştir. Bu dini otoriteler, dinin tanınmasında ve anlaşılmasında tek adres olarak kabul edildiği sürece, iğdiş edilmiş bir din, insanları Allah’ın yolundan alıkoymak için, tüm maharetlerini ortaya koymada bir sakınca görmeyecektir.
Evet, Rabbimizin bu ayetleri şahıs ve kurumları vurgulayarak meseleyi daha anlaşılır anlattığı için, sadece o toplumla alakalıymış gibi yanlış bir algıya insanları zorlamak, bu ayetlere yapılacak en büyük ihanettir. Kuran’ı Kerim, Rabbimizin bize gönderdiği bir manifestodur, bundaki her anlatımdan bizler sorumlu olduğumuzu bilmek zorundayız, yoksa taksimata başlayarak, kitabi olarak değiştiremediğimiz bir hakikati yaşam alanımızdan kovarak, en büyük tahribatların öncüsü olur çıkarız.
Modern yaşamın sömürü sloganı, nasıl ki reklam ise, dinsel otoritelerin de sömürü vurgularının başında, duygulara hitap eden dini sloganlar gelmektedir. Dini motiflerle süslenmiş, en aşağılık sömürü tuzakları insanlara sunulduğu zaman baş tacı olur çıkarlar. Bu modifiyenin bir an önce dinsel hayatlardan kaldırılması ve insanların mallarını haksız yere toplayarak, Allah’ın yolundan alıkoyanların küstahlıklarının yaygınlaştırılması gerekir ki, tevhit ile şirk arasındaki ayrımı yapabilme imkânına kavuşabilelim.
Altın ve gümüşü toplayarak Allah yolunda harcadıklarını iddia eden bu dinsel otoriteler, söylediklerinde samimi olsalardı, yeryüzünde bu kadar aç ve bu kadar zulme uğrayan insanları görmek mümkün müydü? Sadece bizim ülkeden söz edersek, kurumsal dini teşkilat bu ülkenin neredeyse en fazla bütçesini alan bir kuruluş, her hafta insanlardan aldıkları paraları da hesaba katarsanız, Afrika’daki açların tükenmesi gerekirdi. Ancak bizim yaşadığımız topraklarda insanlar acından ölebiliyor ve günler sonrasında komşular ancak kokudan komşularının öldüğünü anlıyorsa, bunun aksini iddia eden, öncelikle kendi insanlığına ihanet etmektedir. Dini otoritelerin kıyısında ve köşesinde yer alanlar, dünyalıklarının miktarını sayabilecek özel müşavirler atatmayı gerektiriyorsa, altın ve gümüşün nerelerde tüketildiğini araştırmaya gerek var mı bilmiyorum…
Çağdaş dünya da din ve ilahların sayısı her geçen gün arttığı için, bu tahribatı sadece bu dini otoritelerle sınırlandırmak doğru olmaz. Her inanç şekli kendince bir sömürü yolunu, sömürdüğü insanlara tescilletmeyi ihmal etmemiştir. Bu sömürü belgesini halk onaylamadığı sürece, dini otoritelerin varlık gerekçeleri meşruiyet kazanmadığı için, yaşam alanları genişlemeyeceğinden, varlık kitabından adları çabuk silinebilir, ondan dolayı bu belge mutlaka sömürülenlerin onayından geçmek zorundadır.
Yuakırada anlattığımız olumsuz tablolardan yola çıkarak, tüm dini anlayışlar insanlığı sömürmek için mi yaşıyor sorusu sorulmadan ben bir dipnot düşeyim. Şuna inanıyoruz ki, sadece Allah yolunda harcamak ve sarp yokuşu çıkmak için mücadele eden tüm çalışmaları, gönülden kutluyor, yaptıkları hayır yarışındaki çalışmalarının önünde eğiliyoruz. Sarp yokuş, bir fakirin yardımına koşmak ve onun karnını doyurmaktır. Sarp yokuşun ne olduğunu bilen ve sadece Allah katındaki en karlı ticareti yapanlara saygımızın sonsuz olduğunu belirtelim. Rabbimizin ayetinde anlattığı bir kısım olanların yaşamlarını anlattığımızın bilinmesini isterim…
Altın ve gümüşü biriktirip, gizleyerek Allah yolunda harcamayanların vay haline… Burada altın ve gümüşten söz edildiği için, dünyalıklarının sayısını bilmeyenler kendince bir tevil yaparak, burada altın ve gümüşü biriktirenlerden bahsediliyor, oysa benim hiç altın ve gümüşüm yok, tamamıyla gayrimenkule yatırdım, paralarım hep orada; oh be ne kadar güzel yapmışım bu beni ilgilendirmiyor, diyen zavallı kendini aldatma… Bu gün harcama günüdür, dünya kan ağlıyor, komşun hasan, çocuklarına bir ekmek götüremediği için, iftardan sonra evine gidiyor, anne çocuklarına iftarda bir parça yemek koyamadığından dolayı, diğer odaya geçip kendini ipe asıyor, sen hala biriktirme peşindesin, elim bir azabın sana çok yakın olduğunu bilesin…
Ben çalıştım kazandım, onlarda çalışıp kazansalardı diyerek günah çıkarmaya çalışma. Sana Allah vermeseydi, bakalım kendini yırtsaydın onları elde edebilir miydin, insanları sömürmek için bastığın küçük kitapçıkları, din adına gerekli mercilerden geçirerek, oradan paraları cukkana aktararak, sahip olduğun imkânları sen kazandın öyle mi… Bunun hesabının sorulacağı vakitte karşına çıkacak olan sadece elim bir azap haberin olsun.
Kendiniz için biriktirip sakladıklarınız, size bir azap olarak döneceği gün gelmeden önce anlatıyorum ki, yarın benim bunlardan haberim yoktu diyerek bahanelere sarılmayasın diye… Allah’ım sen şahit ol ki, önce kendi nefsime sonra başka nefislere, emirlerini hatırlattım sen şahit ol Allah’ım! Bu hatırlatmaları hiçe sayarak bana ne ya ölürüz yaşarız ancak bu dünya var o halde şu dünyanın bir keyfini çıkaralım diye düşünenlere bu bir uyarıdır. Bu ayetlere İslam toplumunun ve kanaat sahibi zatı muhteremlerin iyi dikkat etmesi gerekir, yoksa yarın ki, bahaneler bizi kurtarmaya yetmeyebilir. Yanımızda sağımızda, solumuzda, gerimizde üç adım yakınımızda insanlar ve insanlık haysiyetsizleştirilerek katledilmektedir. İnsanların bir dirhemlik, fizyolojik isteklerini doyurabilmek için insanlığını ve onurunu pazarda satışa çıkardığı bir dünya da, sen hala insan ve Müslüman olduğundan dem vuruyorsan yazıklar olsun… Gayri remi yollardan fuhuş sektöründe gencecik kızların vücutları satılmaktadır, babalar analar çocuklarını kendi elerliyle teslim edip üç kuruş alarak, insanlığını satarak onunla karnını doyuracak bir dirhem malzeme alıyorsa, yazıklar olsun size ve biriktirdiklerinize… İyi bilin ki, o biriktirdikleriniz, sizin başınızın belası olacak, sizin gibi dini argümanları kullanarak kazanma imkânları olmadığından, ellerindeki tek imkânlarını sermaye edinerek insanlıklarını satmaktalar.
Benim gibi bir deli soruyor, dini kullanımlarından büyük kazançlar elde eden, insanların mallarını haksız yere yiyen ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyan dinsel otoritelere, acaba siz mi daha çok ateşe yakınsınız, yoksa insanlık onurunu satmak zorunda bıraktığınız insanlar mı? Size söylediklerimi bir gün anlayacaksınız ancak o gün, dünyaya dönüp hakikate kavuşma imkânınız olmadığı için bir hatırlatmayla aranızdan ayrılacağım.
“O gün kimseye, hiç mi hiç zulmedilmez. Size ancak işlemekte olduğunuz şeylerin karşılığı verilir.”Yasin:54
O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder. Yasin:65
Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.”Bu elçilere uyun.” Yasin:20-21
“Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca ona döndürüleceksiniz.”Yasin:22
“Onu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahman bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”Yasin:23
“O takdirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”Yasin:24
“Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin!”Yasin:25
“(Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi. Yasin:26-27
“Kendisinden sonra kavmi üzerine (onları cezalandırmak için) gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik.” Yasin:28
“Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.”Yasin:29
SOSYOLOG-EROL KEKEÇ
14.07.2013  (10.20-12.24)


ÇENGELKÖY/İST

Hiç yorum yok:

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!