Bu Blogda Ara

20 Mart 2022 Pazar

MASKELİ BEŞLER FİLMİ GÖSTERİMDEN KALKMALI (!)

 “…Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir. ”Haşr Suresi/7

Allah’ın bu beyanını dikkate almayanların dikkate alınmayacak güne gelmeden önce, bir uyarı ve hatırlatma olması için bugün bu konuda düşündüklerimi siz değerli dostlarla paylaşmak isterim…

İnsan, beşer olarak öyle isteklere sahip ki yemekle doymak bilmeyen bir oburdur. Ne kadar çok elde ederse daha fazlasına sahip olmak ve sahip olduklarıyla yaşam alanında kendisini ayrıcalıklı görme hevesindedir. İnsanın bu özelliklerini bilen yaratıcı bize uyarılarda bulunmaktadır.

Allah böyle düzenlemiştir ve Resulde o düzeni insanlara anlatarak uygulamasını yapmıştır. Bilal’le Ebubekir’i kardeş yapmış ve aralarında bir ayrıcalık ve imtiyaz bırakmamıştır. Bugün camilerde vaizlerde çok duyarsınız onların kardeşliğini anlatanları ve bağıra bağıra Azrail canınızı alacak gibi üzerinize saldırarak onların kardeşliğine vurgu yapanlara şahit olmuşsunuzdur. Ancak onların yaşadığı kardeşliğin zerresi hayatta yokken konuş babam konuş, dilin kemiği yok nasıl olsa söylediğinde dinleyen çok, bir Allah’ın kulu kalkıp kardeşlik yokken bunları neden anlatıyorsunuz cesaretini gösterecek durumda değil. Çünkü onlar konuşacak kendisi de dinleyecek din böyle olmuş ve onlarda öyle alışmışlar.

Malın mülkün paranın belli ellerde toplanarak onların ukdesinde istediği gibi kullanılmasına neden Allah müsaade etmiyor da genele yayılmasını istiyor olabilir? Mal mülk kudret demektir. Kudret güç sahibi olmaktır. Güç sahibi olmak, insanın kendisine ayrıcalıklı bir yer taktim edeceği ve o yeri de herkesin onaylaması için baskı yapma risklerini ortaya çıkarabileceği anlamına gelir. Yani bu olay doğrudan ilahlaşmaya giden ilk adımlardır. Allah kendisinden başka ilahı asla kabul etmez, onun için de, kudrete giden yolların hepsini kapayarak, gücün dağılımını istemektedir. İnsanlar arasında gücün dağılımının önüne geçmek ve belli kişi ve tüzel kuruluşlara ayrıcalık tanıyarak tüm imkânların kullanılmasında onların öncelik sırasının olmasını istemek doğrudan Allah ile savaşmaktır. İnsanların kendi emekleri ile kazanımlarında bile fakir fukaranın hakkının olduğunu ve onların payını, zenginin malının içine koyarak, kazandıklarında bile kudret sahibi olmalarını istemeyen Rabbimiz, başkalarının hakkı olan mal ve mülkün belli ellere taksim edilmesine hepten iyi bakmayacağından zerre şüphem yoktur.      

Yeryüzü firavunları Kudret sahibi olmak için yarış halindeler. Onların yüceliği sahip olduğu dünyalıklar üzerinde ne kadar söz sahibi olmasına bağlıdır. Eğer mal ve hizmetlerin dağılımında istediğinize istediğiniz kadar taksim edip onları da sizin kontrolünüzde evirip çeviriyorsanız, o sizin kendinize olan güveninizi artırmaktadır. O güvenle kötülüklerin yayılmasında tetikleyici bir güç olabiliyorsunuz, iyiliklerin önlenmesi ve durdurulmasında da bir fren olmayı isteyebiliyorsunuz, çünkü kudret sizin elinizde istediğiniz gibi at oynatacağınıza inanıyorsunuz.

Genellikle Hukuktan uzak, kanunlarla yönetilen ve bu kanunlarda güçlünün menfaatlerini korumak amaçlı çıkarılan kanunlarsa, orada her türlü oyunu oynamada kendinizi muhayyer görebiliyorsunuz. Toplumsal düzeni kaosa çevirecek ortamlar oluşturuyorsunuz, siyasal sistemden beklentileriniz yerine gelmediği zaman onları götürüp yerine daha farklı seçenekler oluşturabiliyorsunuz. Tüm bunlar kudret sahibi olduğunuza inanmanızla yaptığınız eylemlerdir. Son yıllarda ülkemiz gerçeğini dikkate aldığımız zaman, hep büyük ve zincir marketlerden şikâyetlerin olduğuna herkes şahit olmuştur. Fiyatların sürekli günlük saatlik değiştiğini ve yerinde duran bir malın, durduğu zaman kadar, neredeyse fiyatının yükseldiğini görüyoruz. Bunun temel sebebi ise bu zincir marketler, sistemin onlara tanımış olduğu ayrıcalıklar doğrultusunda kudret sahibi olduğu anda, kendisine ayrıcalık tanımış olanlara bile meydan okuyabiliyor. Bir anda seni ve düşünemediklerini yok edecek sıçramalar yapabiliyor. Bunların hepsinin temel sebebi, bunların güç olmasına fırsat veren anlayış ve siyasal yönetimler bu işlerden sorumludurlar. Birileri çok işçi çalıştıracağım diyerek her türlü imkânlara sahip olurken, bir iki işçi çalıştıracağım diyerek iş kurmak isteyenlere bu imtiyazları değil, yakın fırsatları bile çok görürseniz, gün gelir imtiyazlı kıldıklarınız sizin de gözünüzü oyar, onu hesaba katmayabilirsiniz, ancak Allah bunları çok iyi bildiği için uyarılarını yapmaktadır. Allah’ı hesaba katmayanların hesabı alenen şaşırdığı çağda yaşıyoruz. Aslında bu çağın adı dijital çağ olmakla birlikte, hesapsız yaşamanın hazına varanların hesapsız yaşayarak gazabı yaklaştırdıkları çağ olarak anılacağından hiç kuşkunuz olmasın. Bu işin sonu gazabın yaklaşarak gelmesidir.                        

Vahşi kapitalizm kendince, kendini kollayacak sloganlar bulmayı da ihmal etmemiştir. Her yönetim kendi iş adamlarını ve zenginlerini oluşturacak ve onlara imkânlar sunarak onları imtiyazlı kılacak ki, kendisi ayakta durabilsin.                                         Oysa hiçbir Firavun, Karunlara dayanarak ayakta kalmamıştır. Âmâ tüm Musalar mazlumların, mahrumların haklarını koruyarak ve zalimlerin zulmüne son vererek, Allah’ın nimetlerini Allah’ın kulları arasında adil paylaştırarak kendiliğinden ayakta kaldılar. Nedeni ise Allah’ın gazabına uzak, Rahmetine yakın olmalarındandır. Dünyada Küresel ifsat şebekesinin kendisini dayadığı büyük Karunlardan biri Bill Gates’tir. Onun güç sahibi olarak kudrette kimseye söz hakkı vermemesi, onun bu kadar rahat ifsat etme gücünün ortaya çıkmasına neden oldu. Daha onun gibi nice küresel Karunlar ifsat içinde dünyamızı cehenneme çevirme peşinde koşmaktalar.

Bunlardan sonra ülkemiz gerçekliğine biraz dikkat çekelim. Osmanlıdan bu yana Anadolu’da ağalık yaygındır; daha çok Doğu ve Güney kesimlerimizde daha belirgindir. Hatta Hatay, Vatan’a iltihak olmadan önce oranın toprakları birkaç kişi arasında paylaşıldı, ondan sonra Meclis fesih edilerek Türkiye’ye katıldı. Aynı durum Aydın Ağalarından biri olan Menderes içinde geçerlidir. Demirel’in döneminde zenginleşenler ayrı, Özal dönemindekiler ayrı Mesut dönemi ayrı, Tansu dönemi ayrı ve günümüzde ise Markalaşmış(!) beşli de bunlara bir örnektir. Yani mal ve mülkün belli ellerde toplanmasına göz yuman yönetimler, kendi bekalarını devamlı kılabilmek adına, kapitalizmin, toplumları imha eden bu formülüne sığınarak kendi varlıklarını tehlikeye atıklarını göremediler. Siz belli kişileri doyurmak ve onların sürekli verimli olması ve karlarına kar katmaları için hesaplamalar yaparsanız, onların dışındakiler o kadar önem ve ehemmiyet oluşturmaz. Çoğunluğun elinden malı alıp belli kişilere imtiyazlar tanıyarak onlar için fırsatlar yaratırsanız, genel çoğunluğu imha edersiniz. Genel çoğunluğun imha olduğu bir yerde ifsat başlar, ifsatın ortaya çıktığı yerde toplumsal gazap kaçınılmaz hal alır.

Bir devlet kendi halkına şüphe ve tedirginlikle yaklaşırsa, o halk o devleti sahiplenmez. Bir halk devleti sahiplenmezse, orada devleti yönetenlerin devamlılığından söz edilemez. Mesela bizim ülkemizde, Bir özelleştirme için temiz dürüst ve güvenilir bir vatandaş özelleştirme idaresine başvurup bir yeri almak istese, bunun için de bankalara özelleştirmeden alacağı yerin gelirlerini teminat olarak verse, bu kesinlikle kabul görmez ve muteber değildir. Ancak özel iltimas tanınanlar için aynı durum söz konusu olmaz. Çünkü onların dirhem paraları olmasa bile, sistemi yöneten anlayışlar onları hep korumuş ve korumaktalar. Onlar için tüm devlet bankaları musluğu sonuna kadar açarlar, süreyi uzatırlar, teminat almalarına gerek yoktur, zaten onlar bilinen malın mülkün ellerinde toplandığı makamlar olduğu için, yine mıknatıs gidi diğerlerini de rahatlıkla çekerler. Yani yönetim istemleri kendi elleriyle kendi tetikçisini ya da kendi kucağında celladını besleyip büyütürler hiç farkına varmazlar. Zorda kaldıkları zaman da, ekonomik gücü elinde tutanların gayri meşru kışkırtmaya dayanan eylem söz ve davranışlarını mercek altına alarak, tüm olumsuzlukların faturalarını onlara kesmeye çalışırlar. Bunları yaratanlar, daha sonra olumsuzluklarla karşılaştıkları zaman biz bilmiyorduk, böyle olur mu, en azından şöyle olmaları gerekmez miydi deme lüksleri olamaz. Allah’ın net olarak ortaya koyduğu bir hükmü hiç sayacaksın, sonrasında kalkıp bahanelere sarılarak kendini temizlemeye çalışacaksın. Öyle olmuyor bu işler kendisini mırrığa sokarken önemli değil buradan çıkınca temizleriz diye düşünenlerin, hepsi ağzına kadar o çamura battığında bağırmaya başlayarak onları oraya çekenin başkaları olduğunu söylemesi sahiden ne kadar inandırıcı olabilir.

Bazen duyarsınız güç zehirlenmesi oldu diyenleri, hakikaten güç bir zehirdir. Ancak insanlar bunu şifa sanırlar. Şifa olan güç, mutlak gücün yeryüzündeki kullarına zulmetmeyen onlara merhametle yaklaşan, adaletten asla sapmayan, Ben yanlış yaparsam bana ne yaparsınız diyen Ömer gibi güç sahiplerine karşı korkusuzca, ya Ömer Vallahi seni şu kılıcımla düzeltirim diyebilecek cesarette ve yürekte hakka şahitliğini adam gibi yapan EBU Zer’in bu çıkışından sonra secdeye kapanarak, Rabbim sana şükürler olsun ki, yanlış yaptığım zaman halkım içinden beni düzeltecek vatandaşlarım var diyecek kadar bir damla su olduğunu anlayan güçlerin sahip olduğu kudret, şifadır. Diğerlerinin tamamı zehirdir.

Kendi ülkemizde bu     zaafların hepsini yaşar olmamıza rağmen hala zaaflarımızın arkasında hikmet aramak nasıl bir duygu bunu anlamakta çoğu zaman zorlanıyorum ve aklım yerinde mi acaba diye kendi kendimi çek etmek zorunda kalıyorum. Gücü ele geçiren maskeli beşler filminin sinemalarda gişe rekoru kırdığı bir ortamda, başka filmlerin yapılması için finansal kaynak bulunmadığı için, farklı filmler oynamayacağından, her geçen gün sinemaların kapısına kilit vurulacağından kuşkunuz olmasın, çünkü kimse artık maskeli beşler filmine ilgi duymuyor(!)!

Bazen insan konuşmadığı zaman içinde ciddi bir sıkıntı duyuyor, işte ben de bu sıkıntıları atarak rahatlamak için yazarak kendimle yüzleşmeye çalışıyorum.                                         Bundan iki ay önce, parası olanların paralarını mevduat hesaplarına yatırmaları devletimiz tarafından özellikle istendi. Dövizin kur seviyesini aşağılara çekmek için… Ayrıca kur korumalı mevduat diye bir de anlaşılamayan dilde bir ıslık(!) çalıyordu, ben biraz meraklıyım nasıl oluyor bu acaba diye                                                             karıştırdım birçok yeri, karşıma tek bir cümle çıkıyordu özet olarak. Zenginler ellerindeki parayı bankaya yatırsınlar, üretim önemli değil(!)Yeter ki Döviz kuru biraz dinlenmek için uykuya geçsin o kadar koştuk olmadı bari bir devlet garantili mevduat enjektörü ile bir aşı yapalım ki, döviz uykuya dalsın istendi. Peki, soruyorum hakikaten bunda ülkenin genel çıkarları nerede, âmâ maskeli beşler filmindeki seyircilerin ve beşlilerin menfaatleri bayağı var, döviz almayın paranız zarar ederse devlet garantisi var denildi ve yine tek elde yani belli cenahta mal mülk toplandı sonuç, Cem Karaca’nın dediği gibi, ”bindik bir alamete gidiyok kıyamete…”Bunları söylemediğim zaman Hz. Ömer’in bana ne yaparsınız dediği durum gibi olmamasına rağmen, ifade edemeyeceksem kendimle savaşırım onun için kusura bakmayın söylemek zorundayım…

Amacımız gücü belli ellerde toplayarak fesatın çıkmasına sebep olmak değilse, o zaman neden üretici olan, tarım hayvancılık, arıcılık, fabrika sahiplerine, devlet garantili destekleme ve alım sözü vererek insanlarımızı üretime yönlendirmedik. Bu gün yaşam üzerimize binen kaliteli semerlerden üçüncüsünü sırtlanmak gibi ağır gelmeye başladıysa(!) bunların sebebini dışarıda veyahut ta başaklarında aramayacağız, aynanın karşısına geçip önce kendi yüz hatlarımızda oluşan gerilim çizgilerinde nelerin saklı olduğunu anlayarak, yeniden kendimize geleceğiz. Bunu yapabilecek olanlar hayata yeniden başlama şansını hala koruyor demektir.

Makalemizin başında Rabbimizin bize uyarıda bulunarak beyan ettiği sözü ile sonlandırmak istiyorum ki, bundan sonra bu ayetin hayatımıza katacağı bir değer olması için… Şair Lebid’in dediği gibi, “Allah’tan başka her şey yok olmaya mahkûmdur. Yok, olmaya mahkûm olanlar, Allah’ın arzında dengeyi korumaları zorunludur. Dengeyi bozanlar veya dengenin bozulması için uygun ortam oluşturanlar, dengeyi bozmuş gibi gazaba sebep olurlar… Göklerin ve yerin Rabbi çok bağışlayan merhamet sahibi tek hükümran olan Allah’ın huzurundaki hesaplarımızın görüleceği günler çok yakın, kendi ellerimizle kendimizi gazaba atmayalım…

“…Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir. ”Haşr Suresi/7

Selam ve hayır dileklerimle…

Erol KEKEÇ/20.03.2022/00.025

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!