Bu Blogda Ara

19 Mayıs 2021 Çarşamba

MİLENYUM DİNİ VE BİLİM

Bir zamanlar A.comte’un “İnsanlık düşüncesinin gelişim evresi” olarak savunduğu iddiasını yerden yere vuranlardandım ve hala da öyleyimdir. Ancak içinde bulunduğumuz dönemleri gördüğümde ve yaşananlara şahit olduğumda böyle bir düşüncenin, benim açımdan saçma sapan olsa da bütün bir insanlığı pençesine alıp sömüreceğini bilemezdim.90 yıllarda okuduğum Bilim Kutsal Bir İnektir, Bilim Kilisesi, Bilim Dedikleri, Bilimsel Bilginin Sosyolojisi ve bu yaklaşımların daha farklı versiyonları aslında bazı ipuçlarını veriyordu ancak bu kadar yakın zamanda bunların yaşanacağını ve yaşadığımız çağdaki insanlığın da küresel Bilim laboratuvarlarının denekleri olacağını doğrusu pek düşünmedim. Onları çok uzaklarda gördüm ya bizden önce ya bizden çok sonra olacağını hep değerlendirdim(!)

2000 sonrası Milenyum çağı olarak kaydedilen bu çağ içinde öyle evreler barındırıyor ki, aynı ayın evrelerine benziyor.(!)Hakikaten bu çağın insanlığı pençesine alarak bir ahtapot gibi önce şiddetli bir saldırıyla korku yaydığına, sonrasında zihin, beyin ve yürekleri uyuşturduktan sonra, canlı canlı üzerinde operasyon yaptığına şahit olduk. İşte bunları görünce A.Comte’dan bahsetmemek mümkün mü? Comte’un düşünce dünyası herkesin malumudur. Ona göre, İnsanlık düşünce ve pratiğinin gelişim evresi,Teolojik,Metafizik ve Pozitif süreçten geçerek olgunlaşacaktır. Ayrıntılara inmeyeceğim, ancak insanlık için en önemli ve olmazsa olmaz olan dönem pozitif evredir. Çünkü bu dönem tamamıyla Bilimin egemen olduğu ve yaşam hakkındaki tüm değerlendirmelerin doğa yasalarıyla açıklandığı Bilim evresidir. Bu döneme geldiğimiz de din inanma boyutundan çok örenme ve pozitif yönüyle öne çıkacak ve Bilim insanlığın yeni dini olacaktır. Felsefe de metafizik konuları sorgulama alanı olmaktan çıkaracak ve doğrudan bilimin felsefesini yaparak Bilimsel felsefe haline gelecektir derken bu günleri nasıl da öngörmüş olabilir dersiniz(!).

Comte kendisini bir din kurucusu olarak görür ve bu dini de Sosyoloji olarak izah eder. Sosyolojiyi tüm bilimlerin üstünde bir yere oturturken, toplumu ele almasından dolayı böyle görür. Çünkü yaşamda karşılığı olacak her oluşum ve eylemin toplumsal yaşamın oluşumuyla ancak sonrakilere aktarılacağını düşünür bundan dolayı karşılığı olmayan bir değerin de bilimin kapsamında olmayacağını dolayısıyla toplumsal yaşamı en önemli faktör olarak gördüğü için sosyolojiyi toplumu ele almasından dolayı bilimlerin en üst noktasında kabul eder. Bundan dolayı da kendisini yeni dinin kurucusu olarak ifade eder.

İnsanlık düşüncesinin geldiği süreci dikkate aldığımızda bilimsel açıklamaların ve bilimsel kanunların yaşamla ilgili tüm sorulara cevap veriyor olması, çağımızın dininin Pozitif bir din olmasının gerekliliğini vurgularken, bu dinin de bilimle anlatılacağını söylemektedir. Dolayısıyla bu dinin peygamberleri de Bilim adamlarıdır.

Bu kısa özetlemeden sonra asıl meselemize gelelim. Günümüzün en baskın dininin günümüzde bilim olmadığını söylemek cesaret ister. Bilime(Kilisenin bilimine) karşı geldiğinizde hemen karşınıza bilim kilisesinin engizisyon mahkemelerinde verilen kararın uygulanması için Sezar’ın kılıcıyla karşılaşırsınız, onun için konuşurken seçeceğiniz her kelimeye dikkat etmek zorundasınız. Bu kiliselerin aldığı kararları küresel bir baskı unsuru haline getirmek için kitle iletişim araçları son derece görevlerini iyi yapıyorlar. İnsanları önce korkutarak başlıyorlar, sonrasında tedirginlik ve endişe başladığında yeni dinin peygamberleri devreye giriyor, ancak insanlığı geldiği noktadan geri döndürecek olanın yeni din olduğu anlatılıyor, sonrasında imanda tam sadakat gösterildiği görüldüğü anda herkesten günah çıkarma seansları başlıyor. Bu günah çıkarma seanslarında telef olanlar olduğunda o da bilimin yeni beklentilerini gerçekleştirmek için deney kaybı olarak tutanaklara geçiyor. Denebilir ki böyle bir durum var mı sahiden? Son iki yıldır yaşadığımız süreç böylesi bir dinin cin olup çarpma evresi olarak tarihe not düşülecektir.

Bilim kiliselerinden alınan akademik kariyer ölçer uzmanı olmaya hak kazandıran diplomalarınızla toplumun karşısına çıkarsınız her akşam yeni dinin geldiği aşamayı ve insanlığı ne kadar doğru bir yola götürdüğünü anlatırsınız herkeste ağzı açık sizi dinler çünkü kendinden geçmiş korkuyla yaşamaktansa ne olacaksa bir an evvel olsun olacak olan ne olur bizi kurtarın diye sanki bu kariyer ölçerlere yalvarır gibi televizyon ekranlarına bakarak dalıp giderler bir anda Nirvana’ya yükselirler. Bütün bir insanlığı Nirvana’ya çıkaran din pozitivizm yani bilim dinidir. Bilim dininin egemen olduğu peygamberlerinin aktif çalıştığı ve dini çalışmaları bir görev bilinciyle yapmanın vermiş olduğu hazzı alarak çalışıldığında herkesi büyüleyerek hipnotize alanınıza almanız zor olmuyor. İlahi din ile Bu dinin en belirgin farkı aldatma   üzerine kurulmasıdır. Bu din baştan aşağı yeryüzü ilahlarının isteklerinden oluşan bir manifestoya sahiptir. Peygamberleri nasıl bir görevde olduğunu pek bilmez ancak insanlık için çalışıyorum algısından dolayı hizmette kusur etmez. Ondan dolayı biraz darda kaldıklarında Küresel İbadethaneden gelen bir ibadet kültürü hemen aktarılır ve bağlayıcılık yanı ballandırılarak anlatılır ve sizin gönlünüz fethedilir. Yani anlayacağımız bu yeni din önce insanlığa cehennemi inşa eder sonra da bu cehennemden insanları çıkarmak için kendisinin tek kurtarıcı olduğunu anlatır durur. Oysa Cehennemi yaratanın da kurtarmak isteyenin de kendisi olduğu kimse tarafından idrak edilmez. İşte bu din bu kadar cambazlıkları kendi bünyesinde toplarken, İlahi din tamamıyla güven ve doğruluk üzerine oturur. İlk çağrısı korkulardan kurtarmaktır. Güven duyacakları bir yaşama bütün bir insanlığı taşımaktır. Peygamberleri ne için görevlendirildiğini çok iyi bilir ve kendi görevinin insanlığı mutlak kurtuluşa taşıyacağına mutlak güven içindedir. İnsanların kendi elleriyle oluşturdukları cehennem ateşini söndürmek için su taşır ve burada yaşanılmış acıların dindirilmesi ve insanların rahatlaması için onlara cenneti vadeder. İşte, Günümüzün Pozitif bilimsel dini, yaratıcının gönderdiği dinin karşısına geçerek, senin görünmeyen cennetini ben burada göstereceğim diye çılgınlaşarak, önce cehenneme sokuyor bütün bir insanlığı sonra onun beyin ve yürek sinir uçlarını orda iyice törpüleyip duyarsız kıldıktan sonra cennet diye cehennemin ateşine dayanacak bir yaşamı insanlığa armağan ediyor.

Yeni din mensupları çok çabuk hazmetme becerisine sahiptir. Ondan dolayı yeni din adına verilen tüm gıdalar rahatlıkla sindiriliyor. Önce cehenneme çevrilen bir dünyada acaba ateş bize ne zaman gelir diye korkuyla yaşayanlara hemen tüm ortamlarda peygamberler devreye giriyor ve yeni dinin nimetlerinin onları çabucak koruma kalkanı oluşturacağını anlatıyorlar. Bakıyorsunuz arkasından herkes bu kalkanlara sahip olmak için günler öncesinden randevu alarak dine girmek için sıra bekliyorlar. Hangi din kendisini kabul edecek mensuplarıyla randevulu sistemle çalıştı. Ancak Bilim dini böyle bir beceriye ulaşabildi. Yani dinlerin evrimleşme sürecinde nelerle karşılaşılacağını da böylece öğrenmiş olmaktayız.(!)

Geçenlerde bir haber izlemiştim, büyükbaş hayvanların çıkardığı gazların atmosfer tabakasını delerek küresel ısınmaya büyük etkilerinin olacağı anlatılıyordu. Bilim adamları böyle bir çalışmaya imza attığı ve bir buluş gerçekleştirdikleri döne döne deklare ediliyordu. Bu ısınmanın önüne geçmek için de laboratuvarlarda gece gündüz çalışmaların hız kesmeden devam ettiği açıklanıyordu. Kırmızı et alma isteği geninin tespitinin yapıldığı bu genin isteklerine daha kısa yoldan yapay etler üreterek bu isteklerin doyurulacağı hatta normal büyük baş bir dana etinden daha sağlıklı olduğu hem de çok ucuz olacağı vurgulanıyordu. Bu çalışma hayata geçince, en fazla bir yıl içinde de uygulanacağını bu etlerin piyasaya çıkacağı söyleniyordu, büyük baş hayvan beslemenin çok anlamlı olmadığı atmosferdeki hava kirliliğine neden olmasından dolayı bunun da önüne geçileceği ballandırılarak anlatılıyordu, ben ise bu olay karşısında küçük dilimi yutmuştum. İnsanların bu konudaki görüşü sorulduğunda onlar bunu dünden bekliyorlarmış, en azından daha ucuz bir parayla kırmızı et ihtiyaçlarını karşılayacak duruma gelebilirlermiş…Sahiden soruyorum hangi din bu kadar kısa zamanda insanların hem isteklerini hem de ihtiyaçlarını belirleyecek kadar geniş kapsamlı bir yaşam ağı kurabilir.(!)

Bu salgın döneminde yeni din zirve yaptı hiç jübile yaparak sahadan ayrılmayı düşünmüyor, hep zirvede kalmak için yeni arayışlarıyla çalışmalarına da hız vermektedir.Blim kurulundan yapılan açıklama demiyorlar mı sanki tüm cinler çevremi kuşatıp beni dansa kaldıracakları hissini bende uyandırıyor. Bilim kurulu başkanı ne diyor hemen dinleyelim sesi kesin diye evdeki yaşlılar çıkış yaptıklarında ne kadar da etkili olduğunu hemen anlıyorum. Allah doğrudan seslense bu kadar etkili olacağını sanmıyorum. Çünkü sizi rahatlığa ve sükunete çağıran bir mesaj kolay kolay anlaşılmaz ve karşılık bulmaz. Ancak sizin beyin yürek ve fiziki metabolizmanızı allak bullak edip sizi oradan kurtaracağını söyleyen mesajlar daha çabuk algılanır ve hemen oraya yönelir insan. Cehennemi gösterip sonrasında umut vadedenlerin hepsi yalan sahtekâr ve insanlığı sömürme dinleridir. Bu dinlerin neden var olduğu ve kimlerin bu dinin ilahları olduğu bilinmezse insanlığı sömürme evresi sürekli gelişerek devam edecektir. Günümüzde bilim olarak,ethik bir anlayış kazandırılmak istenen çabaların büyük bir kısmı kendisi etik olmayan bir dinin ne kadar da kendisiyle tutarlı ve çelişkisiz olduğunu da göstermez mi?(!)

Onun için diyorum ki, dünyayı cehennem yaptıktan sonra yeniden cennet dağıtan anlayışların tamamı sömürü yanıltma ve ikiyüzlü bir yaşamın ortaya koyduğu cibilliyetsiz bir yaşamdır. Bilim bu küresel insanlık imhacısı dinin elinde bir manivela olmaktan çıkarılmadığı sürece, bizi her zaman kapana sokan bir araç olacaktır. Bu aracın miadının dolduğunu düşünüyorum, dolayısıyla miadı dolmuş her ilaç sizi iyileştirmeyi bırakın daha bir imha edecektir. İşte günümüzde manivela olarak kullanılan bilim ve bilim kurullarının küresel muktedirlere hizmet etmenin ötesine çıkacaklarına ihtimal vermiyorum. Çıkabilir mi, birey olarak çıkabilirler ama anlayış ve sistem olarak çıkabileceklerini kesinlikle düşünemiyorum.  

Comte, şimdi uyansa kendi mirasının kendisinin tahmin edemediği düzeyde bu kadar farklı olduğunu görse acaba nasıl bakardı. Tarih boyunca dinlerde tahrifatlar olduğu gibi Comte’un dininde bunları beklemek ve görmek elbette mümkün(!)…

Tüm bu açıklamalardan sonra son nokta olarak şunu söyleyebilirim, yaratılış felsefesi daha çok kazanmak ve daha çok egemen olmak ve muktedirliği herkese hissettirmek olan bir anlayışın, insanlık yararına ve onları mutlu edecek bir bilim anlayışını oluşturacağına ve bilime öyle bakacağına inancım kalmadığı için, yaşadığımız tüm olumsuzlukları bu çerçevede değerlendiriyorum.

İnsanlık için amasız sadece yeryüzünü huzurlu ve mutlu bir yaşam alanı haline getirmek ve insanlığı yaratılış yörüngesinde tefekkür ederek yaşayacak kapıları aralayacak anlayışların bir an evvel ortaya çıkması dileğimle…Selam saygı ve dualarımla!

Erol KEKEÇ/19.05.2021/06.53


YENİ YÜZYILIN YENİ YÜKSELENİ

Milliyetçilik akımlarının artmasıyla birlikte ulusal devletlerin çoğaldığı Fransız ihtilali sonrasındaki döneme benzer yeni bir sürecin ayak sesleri çoğalarak yayılma eğilimi göstermektedir. İmparatorlukların yok olmasında en etkili faktörün Milliyetçilik akımları olduğu muhakkak ancak yan etkenlerde yok değil…Bu çağın yükselen trendinde milliyetçilik anlayışlarının etkili olacağı yavaş yavaş belirginleşmeye başladı. SSCB’nin çöküşü Almanya’nın birleşimi, Yugoslavya’nın dağılması gibi örnekler çağdaş milliyetçilik anlayışlarının hortlamasında önemli bir etken olsa da günümüzde bu süreç daha farklı boyutlar kazanarak devam edeceğe benziyor.

İngiltere’nin AB’den ayrılması da aslında bir anlamda içe kapanma ve içerde hareketlilik kazanan milliyetçilik anlayışının bir yansıması olduğunu inkâr etmek mümkün değildir. Batı da bu süreç doğrudan Milli refleksler neden gösterilerek değil de özgürlüklerin daha yaygınlaşması ve her toplumun kendi kültür dokusuyla yaşam alanında kendisini özetlemesi şeklinde, daha çok demokrasi ve haklar olarak yansıyacağa benziyor. Müslüman topluluklarda ise bu anlayış daha çok batıdan ayrışma ve Ümmet kavramıyla özetlenerek herkes kendi ulusal benliği ve kimliğiyle bir olma yoluna gidecektir. Ümmet kavramı her ne kadar öncelikli ve önemli gibi ifade edilmiş olsa da ulusal ve milli refleksler onun önüne geçecektir. Geçmiş yüz yılda Milli devlet oluşumunu tamamlamış olan ırklar Ümmet kavramını daha çok kendi ulusal ve milli refleksleri kırmızı çizgi olarak tanımlandıktan sonra bu oluşuma evet dedikleri dikkate alındığı zaman, millî devlet oluşumları bu çağa bırakılmış olan ırklarda da ciddi bir uyanışa ve hareketliliğe sebep olmaktadır. Millî devlet oluşumları bu yüzyıla kalmış olanların bu hareketliliği, geçmiş yüzyılda milli devlet oluşumunu tamamlamış olanlarda ciddi rahatsızlıklara sebep olması, farklı toplulukların zihinlerinde evrensel bir değer gibi görülen kavramların sorgulamasını da beraberinde getirmektedir.

Eğer bu yüzyıl, eşitlik adalet özgürlük hak hukuk gibi değerlerin dikkate alınmadığı bir yüzyıl olarak devam edecek olursa, bu yüzyıl içinde milli oluşumların yaygın halde yükselmesi ve çağa damga vurması kaçınılmaz görülmektedir. Bunu tetikleyen en önemli etken ise dijital çağın getirdiği kazanımlar olarak değerlendirmek lazım. Dünya bir köy haline geldi diye herkesin konuştuğu bir dönemde bu köyün hala ağaları olduğunu insanlar görürse ve bazı köylülerin yaşam standartlarının da çok yüksek olduğunun analizi yapılırsa, diğer köylülerin de aynı imkanlardan istifade etmek isteyecekleri muhakkaktır. Dolayısıyla bu arzular küresel yaşam alanı olan köyümüzü yaşanmaz hale getireceğinden kimsenin kuşkusu olmasın.

Dijital çağın bir analizi yapıldığı zaman genellikle haberleşme ve iletişimin çok hızlandığı ve yeni kültür özelliklerinin doğduğu ve tek tip bir kültüre doğru gidildiği anlatılır. Bunlar gözle görülen somut yansımalar olduğu için kolaylıkla fark edilir. Ancak bunların doğuracağı sonuçlar üzerinde detaylı durulduğu söylenemez. Dijital teknoloji aynı zamanda bu teknoloji ile dünyaya egemen olmak isteyenlerin de ölüm fermanını beraberinde getirdiği bilinmelidir. Herkesi kontrol altına alarak tek merkezden yönetme arzusu ve beraberinde gelen internet ve sosyal ağlarla birbirine bağlanan yaşamlar, dünyadaki toplumsal tabakalaşmanın varlığına şahit oldular. Bu şehadet onları kamçıladı ve onların da aynı hayat haklarına sahip olmalarının gerekliliğini oluşturdu. Bu anlayış aynı toplumda yaşayan geniş halk kitlelerinde karşılık bulunca ırki heyecanları da ortaya çıkardı. Dolayısıyla bu heyecan günümüzde milliyetçiliğin canlanmasına neden oldu.

Bu heyecanın İslam ülkesi olarak tanımlanan ortamlarda daha baskın olacağı ve çabuk sonuca gitme ihtimali yüksektir. Çünkü İslam toplumlarında dinin emri olan kardeşlik felsefesine dayanan bir eşitlik ve dayanışma ruhu anlatılarak farklı etnik kökene sahip olanlar bu ulvi değerlerin gölgesinde yaşadıklarından, derinliklerinde olan milliyetçilik duygularını bastırmış gibi görülüyorlardı. Geldiğimiz nokta itibarıyla ulvi değerler önemli ve kayda değer anlam kaymalarına uğradığından o değerlerle farklı kökenden olan insanları bir arada tutmak hayli zorlaşmaktadır. Millî devlet oluşumunu tamamlamış olan abi durumundaki, Müslüman ülkelerdeki baskın olan ırktaki insanlar hep kardeşliğin kendi gölgelerinde olmasını istediklerinden inandırıcı olma vasfını kaybetmiştir. İnandırıcılığı kaybedilmiş ulvi kavramlar bu süreçte Milli reflekslerin gerisinde kalmıştır. Geride kalan kavramlarla farklı kökenden olan insanları, böyle bir ortamda bir arada tutmak zorlaşacağı için, gelinen nokta bu oluşumların hızlı bir hareketlenmesi olacaktır. Bu sürece hazırlıklı olmak gerektiğini düşünüyorum. Büyük kitleler halinde farklı etnik kökene sahip halklardan oluşan devletlere çok önemli görevler düşmektedir. Bu görevlerin yerine getirilmemesi ve zamanın boşa geçirilmesi dönüşü olmayan bir sürece bu devletleri sokacaktır. Onun içindir ki toplumbilimcilerin bu çerçevede bağımsız özgün araştırmalar yapmaları elzemdir.

Arap ülkelerinde oluşacak milli refleksler daha çok ırki temellerden ziyade, aşiret bazlı ya da dar çerçevede farklı görüşte olan radikal çıkış yapan dini gruplar arasında gerçekleşecektir. Orta Doğunun merkezinde bulunan İran,Türkiye,Irak Suriye,Filistin gibi ülkelerde ise daha çok ırki etnik köken üzerinden ayrışmaların olma ihtimali çok yüksektir. Yani diyeceğim odur ki, bu bölgedeki devletler zamana bırakmadan ivedi bir şekilde toplumsal adalet ve hakkın hakça paylaşımını gerçekleştirmeleri gerekir. Toplumsal yaşamda uçlar arasında çok hızlı uzaklaşmalar yaşanıyor ve toplumsal ayrışma giderek artıyorsa, değişimler kaçınılmaz hal alır. Ülkenin milli kaynaklarının belli ellerde birikerek diğerleri doğuştan yaşadığı tabakada yaşamak zorundaymış gibi bir dayatmayla karşı karşıya kaldığına inandığı anda hareket başlar bu hareketlilik kitlilere mal olduğunda milli devletlerin yeniden farklı milli devletler doğurması kaçınılmaz olur.

Yükselen Milli anlayışları doğal yaşama çevirmenin temel koşulu Hak ve adalettir. Haklar verilmez, haklar gasp edilmiş olabilir onun için insanların haklarının verilmesi onlara bir ayrıcalık tanımak değil, doğal yaşamlarına onları taşımaktır. Millî devletlerin evrensel medeniyet inşa edecek bir düzeye çıkmasını isteyenler, ülke bütünlüğü içinde ayrıştırıcı unsurlarla devlet yönetmekten uzaklaşmalıdır. Devletin temel omurgası,adalet,hak,hukuk,özgürlük,düşünce, inanç, can ve mal güvenliğini garanti altına almak üzerine kurulmalıdır. Etnik ve inançlar arasında ayrışmaya dönük çabalar asla ve asla olmamalı ve kanunlarla bunlar dayatılmamalıdır. Olmazsa ne olur, gelecek süreçler bu dayatmaları kolluk güçleriyle devam ettirmek isteyen devletlerin toprak bütünlüğünü ve devlet sürekliliğini olumsuz yönde etkileyecektir.

Bu yüz yılın milliyetçilik anlayışı ırksal boyutuyla ön plana çıkmayacak ama hakların gaspı gündeme gelerek etkileme ve yayılma alanını çok hızlı geliştirecektir. Bunları olmadan önce önlemeye ve olacak problemleri çözmeye dönük çabanız yoksa, hemen kaba güçle sorunları bastırmaya gitmek zorunda kalırsınız ki, bu da tam kırılma noktasını oluşturur. Onun için diyorum ki batıdaki ayrışma AB’nin dağılmasının ötesinde olmayacağı izlenimi var, ancak İslam toplumlarında çok ciddi farklılaşmaların olacağı görülüyor. İslam ülkelerinin yöneticilerine doğrudan bir teklifim var, öncelikle sosyal adalet reformu ile toplumsal yaşamda herkesin yaşam düzeyini insani yaşama taşıyın. İmkânları belli ellerden toplumun tabanına dağıtın. İnsani ve etnik hakları gözetin ve vatandaşlık hukuku ile halkınızı yönetin. Devleti, Milletin emaneti olarak görün ince eleyip sık dokuyun, itibarınızı rollerinizi çok iyi oynamanızdan ve rollerinize bağlı kazandığınız prestijinizden alın…İsrafı sıfırlayın eminlik vasfınızı ortaya çıkarın, güveninizi tazeleyin, güveninizi kaybettiğiniz zaman sevgi zaten yok olur. Sevgiyle devlet yönetiminde kalmak mümkün değildir gelebilirsiniz ama sevgiyle kalamazsınız. Güven devlet yönetiminde kalmanın temel dinamiğidir. Güven kaybedenler insanları bir arada tutamazlar. Onun için bu ülkelerin yöneticileri bunları acilen sorgulamalı ki, su akıp gittikten sonra testi doldurmaya kalkmasınlar. Su gittikten sonra testiniz boş kalacağı gibi kırılıp parçalanması da olasıdır.

Uyanık beyinleri bir an evvel daha fazla uyandırmak amaçlı bu yazı kaleme alındı. Dikkate alanlara dikkat edileceği muhakkak, dikkate almayanlar da kendi sonlarına yas tutmak için elde imkân varken yaslarını tutacak yas ekibini şimdiden ayarlasınlar derim…

Selam saygı ve muhabbetlerimle, Korku ütopyası olarak görmemenizi dilerim…Bu, zihinsel izlenimlerimin pratik yaşamlardan elde ettiğim geleceğin aynasında doğrudan gördüğüm görüntüleriydi…

Erol KEKEÇ/19.05.2021/00.37


"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!