Bir yaşam atmosferinde değerlendirme yaparken zihin kalıplarından fışkıran akıl doğrularına göre değerlendirme yaptığımızdan, bu bilgilerin gerçekliğiyle uyuşmadığına çoğu zaman şahit olduğumuzdan elde ettiğimiz bilgi doğrularına da kuşkuyla yaklaşır olduk...Bu durum insanlar arasındaki güven bunalımını da beraberinde getirmektedir. Güvenin kaybolduğu ortamlarda sevgi kendiliğinden, hayat damarlarından çekilen kan gibi, yaşamı terk eder. Onun için hayatımızı üzerine oturtacağımız bilgilerimiz temellendirilmiş bilgi doğrularına ait doğrular olmak zorundadır. Çünkü akıl doğruluğu, doğruluğunu kaybetmiştir. Yani analojik bir çıkarıma dönüşmüştür. Analojik çıkarımların en belirgin yanı, bilinen benzerliklerden yola çıkarak birinde olduğunu bildiğimiz ama diğerinde olup olmadığını bilmediğimiz konu hakkında mantıki çıkarımlar yapmaktır.
İslam dünyasının içinde bulunduğu kaotik bunalım kültürünün
temelinde de akıl doğrularının egemen olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Örneğin,
Namaz insanları kötülüklerden alıkoyar, İslam dünyasında neredeyse insanların
çoğu namaz kılmaktadır, o halde İslam dünyasında kötülüklere pek rastlanmaz. Bu
çıkarım tamamıyla akıl doğruluğuna dayanan bir çıkarımdır. Bu çıkarımın doğruluğu,
mantıksal bir süreç takip etmesi ve mantık kurallarına uygun bir çıkarım olmasıdır.
Yani yaşamla doğrudan örtüşen bir bilgi değildir. Dolayısıyla bu bilgiler
üzerine oturmuş hayatların ortak yaşam felsefesi, onları geleceğe taşımaz. Yaşam
alanlarında var olan bilgiler kalıplar halinde ortaya çıkan teorik manifesto
ile o manifestonun bir bağlısı olarak görülen insanların yaşamları aynıymış gibi
değerlendirildiğinden, çatışmalı yaşamlara çokça şahit olmak mümkündür. Yani
İslam doğruluk dinidir. Bu adam Müslümandır, o halde bu da doğrudur. Bu tür
yargıların tümünün doğruluğu, mantık doğruluğudur. Mantık doğruluğu gerçeklikle
ilişkisi olmayabilir her zaman gerçekle örtüşmesini beklemek ve uyuşmuyorsa
güven bunalımı yaşamak zihin bunalımları oluşturur. Onun içindir ki, mantık
doğruluğu yeni bir bilgi vermez, sadece var olan ilkeleri tekrar ifade etme ve
o ilkelerden bir sonuca gitme üzerine kurulur. İlkeleri gündem yaparak, İslami
yaşamın, bu ilkelere göre oluşan bir yaşam olduğu için, uyulması gerekli mutlak
doğrular gibi, başka düşünce ve anlayışlara dayatılan bir baskınlık kurması
asla doğru değildir. Bir yaşam hakkında yargıda bulunacağımız anlatımlar
doğrudan bilgi doğrularından oluşan doğrular olmalıdır. Bilgi doğrusu, eylem
ile düşüncenin örtüşmesi ya da nesnenin yargısıyla uyum içinde olmasıdır. Eğer
böyle bir örtüşme söz konusu değilse, o yaşamlar insanlığa ışık olacak hücreleri
içinde barındırmaz. “Yapmadığınız şeyleri neden söylersiniz…” Ayeti tam da buna
bir örnektir. “Müslüman insan, yalan söylemez. Yargısında insanlık için bir bilgi
verilmektedir; o bilgi yalanın Müslümanın hayatında olmamasıdır. Şayet Müslüman
olduğu halde yalan söylüyorsa o zaman düşüncenin kendisi ile o düşünceyi temsil
eden kişinin yaşamı örtüşmediğinden, Müslüman yalan söylemez yargısı, doğru
doğruluk değeri taşımaz. O zaman bu yargıyı şöyle düzeltmek gerekliliği doğar,”
İnsan yalan söylemediği zaman Müslüman olur. Bu değişim de yaşamlara hükmetmesi
istenilen değerlerin yaşamda karşılığının ne kadar olduğunu ortaya çıkarır.
Yaşamda karşılığı olmayan düşünce ve inanç sorumlu tutulmaz ve yargılama
sahnesinden geriye çekilir.
Bunun bilinmesinin faydası ne olabilir diyebilirsiniz, ancak
şunu idrak etmek gerekir ki, okunan kitaplardaki genel bilgilerden yola çıkarak
Müslümanım diyen her insanı, bu genel kitabi bilgilerin taşıyıcısı olarak görmek
ve öyle algılamak gerçek yaşamla yüzleştiğimizde aksi bir durumla
karşılaşıldığında şok yaşamamak için çok gereklidir. Yani her kitabi bilgi
doğru sonuca götürmez, onun için doğruluğu daha çok bilgi doğrusunda aramak
gerektiğini düşünüyorum…” kar beyazdır, yargısı gözlem ve tecrübeye dayanan bir
bilgidir. Ayrıca bu yargıda, nesne yani gerçeklik hakkında bilgi veren yargı,
gerçekliğin var olan bir özelliğini anlattığından yeni bir bilgi de vermektedir.
Doğrudur çünkü yargı, bilgi verdiği gerçekliği anlatırken, bulunduğu iddia
gerçekle uyum içindedir. Yani kar siyah değil beyazdır. Dolayısıyla doğru bir bilgidir.
Bu örneğe de dikkat ettiğimiz de gerçeğe uymayan yani iddialar ile yaşamlar
birbirini desteklemiyorsa yalan ve doğru olmayan bilgilerdir. Doğru olmayan
bilgilerle doğru bir yaşamın denklemlerini asla çözemezsiniz. İslam dünyası
yeniden çok ciddi beyin ve yürek formatlaması yapmak zorundadır. Müslüman ama
olur öyle şeyler gibi sıradan basit sığ anlayışlarla bir hayatı iğdiş etme
hakkına kimse sahip değildir. Eğer bir yaşam, toplumsal yaşama yönelik değerler
barındırıyorsa, toplumsal boyutu olacak eylemlerin ortak refere edilecek bir
kıstasının olması kaçınılmazdır. Oysa bireysel ibadi eylemlere dönük ortak
kıstaslar oluşturulmuş, toplumsal yaşam alanıyla alakalı ortak kıstaslar hep
göz ardı edilmiştir. Ondan sonra da İslam dininin toplumsal yaşama ait bir din
olduğu anlatılır. Peki sormazlar mı, toplumsal yaşamı ilgilendiren bir dinin,
toplumsal yaşama ait hiç ortak bir ölçüsü yok ama bireysel olarak yapmanız
gereken eylemleri ortak bir ölçüye dönüştürerek sunmanız nasıl bir anlayış, siz
bu dininizin nasıl olduğunu biliyor musunuz?
Adalet, hukuk, paylaşım, ekonomi, Sevgi Saygı, kardeşlik, dayanışma,
Emanet, ehliyet vs. gibi konularda ortak bir ölçü koyamayan bir din, insanların
ferdi olarak rableriyle baş başa kalacakları ibadetlerine ortak toplumsal bir
ölçü koyuyorsa bu anlayış bu dinin özüne ters bir algıdır. Bu mantığın
oluşmasının temelinde ise, sorgulamaktan uzak, akıl doğrularıyla bir yaşam
oluşturmanın getirdiği olumsuzluklar vardır.
Diyeceğim odur ki, bir yaşamın geleneksel ve kültürel olarak
kuşaklara aktarılmasını ve bu aktarımın da doğru kodlarla sonrakiler tarafından
alınmasını istiyorsak, nasıl bir doğruluğa sahip hayatın taşıyıcıları
olduğumuzu idrak etmek zorundayız. Doğruluğu inandırıcı olmayan yeni bir bilgi
vermekten uzak, gerçekliğiyle uyumlu olmayan ve bireysel sorumlulukları
toplumsal yaşam denklemi haline getirerek, onlar için de belli kıstaslar
koyarak o kıstaslar terk edildiği takdirde dinin anlamsızlaşacağını anlatan
tavır ve eylemlerden kurtularak fıtrat genleriyle uyum içinde olan yargıları
taşıyan fertler olmalıyız. İşte o zaman ancak Müslüman şu özelliktedir diyebiliriz.
Çünkü yaşayan Müslüman ile Fıtrata hitap eden kitabın ayetleri birbiriyle
örtüşür ve bu örtüşme yepyeni bir gelenek ortaya çıkarır. Bu geleneğin dalga
dalga yayılmasıyla İslam dünyası denilen dünya doğar sonrasında Fıtrat güneşi
tüm insanlığı kuşatan bir ışığa dönüşür. Bunun için yapılması gereken tek şey “Eylemler
ile düşüncenin örtüşmesi, yani fıtratın sahibinin yazılımının yaşama aktarılmasıdır.”
Ey iman edenler yapmayacağınız şeyleri niçin söylersiniz, Allah katında en
sevilmeyen şey yapmadıklarınızı söylemektir…”
“İnsanlara iyiliği anlatıyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz, Kitabı
da okuyorsunuz hala aklınızı başınıza almayacak mısınız…”
Erol KEKEÇ/07.04.2021/00.20
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder