27 Mayıs 2024 Pazartesi

Toprakta Göverirdi Umutlarımız

Çocukluğumuz, bugünün karmaşasından uzakta, doğanın kollarında geçti. Sabahları uyandığımızda pencereden içeri giren temiz hava, kuş cıvıltıları ve doğanın huzur verici sesleriyle güne başlardık. Yaz aylarında, henüz güneş doğmadan uyanır, evimizin hemen yanındaki bahçeye koşardık. Bu bahçeler bizim için bir oyun alanıydı ama aynı zamanda doğayla iç içe olduğumuz, onun bir parçası olduğumuzu hissettiğimiz yerlerdi.

Yağmurun yağdığı günleri hiç unutmam. Toprağa düşen ilk damlaların kokusu, havada asılı kalan o taze koku, her şeyi adeta yenilerdi. Yağmurun ardından doğa yeniden canlanır, toprak filizlenir, bitkiler yeşerirdi. Her sabah bahçeye koştuğumuzda yeni filizler, yeni sürgünler görmek, bize hayatın döngüsünü öğretirdi. Bizler, bu döngünün bir parçasıydık ve her filizlenen bitki, her yeşeren yaprak, bize yaşamın ne kadar mucizevi olduğunu hatırlatırdı.

O günlerde, doğa bize cömertçe sunduğu nimetlerle doluydu. Bahçemizde yetiştirdiğimiz sebzeler, meyveler, bizim için sadece birer yiyecek değil, aynı zamanda doğayla kurduğumuz bağın birer sembolüydü. Annem sabahları erkenden kalkar, bahçeden taze sebzeleri toplardı. Hatırlıyorum, bir gün annemle birlikte bahçeye gidip, yeşil soğanın yapraklarını toplamıştık. Bu soğanın yaprakları öyle tazeydi ki, kopardığınızda mis gibi bir koku yayılırdı. Annem, bu yaprakları dikkatlice yıkayıp, ekmeğin arasına koyarak bize dürüm yapardı. Bu basit ama lezzetli öğün, doğal hayatın ne kadar doyurucu ve tatmin edici olduğunu gösterirdi.

Bazen de yağmur sonrası çıkan gökkuşağını izlerdik. Gökkuşağı, doğanın bize sunduğu en güzel manzaralardan biriydi. Her renkte bir umut, her renkte bir hikaye saklıydı. Biz çocuklar, gökkuşağını gördüğümüzde içimizde tarif edilemez bir sevinç duyardık. Bu sevinç, doğanın bize verdiği en güzel armağanlardan biriydi.

Çocukluğumuzun en güzel anıları, doğayla iç içe oynadığımız oyunlardı. Sokaklar bizim oyun alanlarımızdı. O zamanlar teknoloji bu kadar yaygın değildi, bu yüzden oyunlarımızı doğanın içinde, arkadaşlarımızla birlikte oynardık. İp atlama, seksek, saklambaç gibi oyunlar, bizim için büyük bir eğlence kaynağıydı. Bahçede koşar, ağaçlara tırmanır, dallardan meyve toplardık. Her ağaç, her çiçek, her bitki, bizim için keşfedilmeyi bekleyen bir dünya gibiydi.

Bir keresinde, arkadaşlarımla birlikte bahçedeki büyük ceviz ağacının altına oturup, cevizlerin düşmesini beklemiştik. Cevizler düştüğünde onları toplayıp, kabuklarını kırar ve taze cevizin tadını çıkarırdık. Bu anlar, doğanın bize sunduğu küçük mutluluklardı ve biz bu küçük mutluluklarla yetinmeyi öğrenmiştik.

Çocukluğumun büyük bir kısmı, ailemin köydeki evinde geçti. Köy hayatının kendine özgü bir sıcaklığı ve samimiyeti vardı. Komşularımızla olan ilişkilerimiz, paylaşmanın ve birlikte olmanın ne kadar önemli olduğunu öğretirdi bize. Her sabah, komşularımızın selamlaşmaları, yardımlaşmaları, birlikte yapılan işlerin huzuru ve mutluluğu, bizim için günlük hayatın bir parçasıydı.

Köyde, her evin önünde küçük bir bahçe vardı ve bu bahçelerde çeşitli sebzeler, meyveler yetiştirilirdi. Annem, bahçemizde yetiştirdiği domatesleri, biberleri, patlıcanları toplar, onları komşularımızla paylaşırdı. Bu paylaşım, sadece bir alışveriş değildi; aynı zamanda bir sevgi ve dostluk ifadesiydi. Köy hayatı bize, paylaşmanın, birlikte olmanın ve doğayla uyum içinde yaşamanın ne kadar değerli olduğunu öğretti.

Bugün, çocukluğumuzun o güzel günlerini özlemle anarken, bu anılardan çıkarılacak pek çok ders olduğunu görüyorum. Modern hayatın getirdiği hız, teknoloji ve betonlaşma, bizi doğadan uzaklaştırdı. Doğayla kurduğumuz o saf ve doğal bağı kaybettik. Şehirlerde büyüyen çocuklarımız, doğanın güzelliklerinden mahrum kalıyor. Yağmurun ardından çıkan gökkuşağını, bahçede yetişen taze sebzeleri, doğanın bize sunduğu küçük mutlulukları bilmiyorlar.

Bu yüzden, gelecek nesiller için doğayla olan bağımızı yeniden kurmak, onları doğanın güzellikleriyle tanıştırmak çok önemli. Çocuklarımızı doğaya çıkarmalı, onlara doğanın mucizelerini göstermeliyiz. Bahçelerde sebze yetiştirmenin, ağaçların meyve vermesini beklemenin, yağmurun ardından çıkan gökkuşağını izlemenin ne kadar özel olduğunu anlatmalıyız. Doğayla barış içinde yaşamak, ona saygı duymak ve onu korumak için çaba göstermeliyiz.

Değerli dostlarım, çocukluğumdan paylaştığım bu anı, sadece bir nostalji değil, aynı zamanda hepimize bir hatırlatma. Doğayla iç içe geçen çocukluğumuz, bize yaşamın ne kadar basit ve güzel olabileceğini gösterdi. Bu güzellikleri, gelecek nesillere aktarmak, onlara doğanın ne kadar değerli olduğunu öğretmek bizim sorumluluğumuzdur. Doğayla olan bağımızı yeniden kurarak, umut dolu bir gelecek inşa edebiliriz.

Selam ve muhabbetle gecenin içinden selamlarla...

Erol Kekeç/27.05.2024/03.57/Sancaktepe/İST


23 Mayıs 2024 Perşembe

Merhum Güzel bir dostumun Dilinden Erol Hoca!

 Rahmeti Rahmana kavuşmuş olan bir dostum ve mesai arkadaşım Filozof Murat Temelli'nin yüreğinden beni tanımlayan bir yazısını notlarım arasında buldum ve onun hatırına yayınlıyorum Ona rahmet diliyorum mekanı cennet olsun, bir hastalığa Kurban gitti....Bu yazı elime geçtikten üç ay sonra rahmetli oldu...

Erol hoca, hayatın zorlukları karşısında yılmayan bir adamdı. Her sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyanır, kendini yeni bir güne hazırlar ve insanlığa umut dolu mesajlar verirdi. Erol'un mesajları, yalnızca kelimelerden ibaret değildi; kalpten gelen, ruha dokunan ve insanları derinlemesine etkileyen anlatımlardı.

Erol hoca, sabahın erken saatlerinde uyanır, pencereye doğru yürür ve ufukta yükselen güneşi izlerdi. Her gün doğumu, ona yeni bir başlangıç, yeni bir umut demekti. Gözlerini kapatır ve derin bir nefes alırdı. O an, dünyanın bütün yükü omuzlarından kalkmış gibi hissederdi.

"Bugün yeni bir gün," derdi Erol hoca, sabah yürüyüşüne çıkarken. "Her sabah, yeni bir başlangıç demektir. Geçmişin yüklerini geride bırakmalı ve geleceğe umutla bakmalıyız. Dünyanın her köşesinde zorluklar, acılar ve sıkıntılar var. Ama unutmamalıyız ki, karanlığın en yoğun olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu andır. Umut, bizi ayakta tutan en güçlü duygudur."

Erol, insanlara hayatın zorlukları karşısında pes etmemeleri gerektiğini anlatırdı. "Hayat, bazen bizi sınar. Zorluklar, karşımıza engeller çıkarır. Ama unutmayın ki, her engel aşılmak içindir. Her zorluk, bizi daha güçlü kılar. İçimizdeki gücü keşfetmeli ve her düşüşten daha güçlü bir şekilde kalkmalıyız. Çünkü asıl yenilgi, düşmekte değil, kalkmamaktadır."

Erol Hocanın en önemli mesajlarından biri de birlik ve beraberlikti. "Bizler, bu dünyada yalnız değiliz. Her birimizin hayatı, bir diğerininkiyle bağlantılıdır. Birlik ve beraberlik içinde olduğumuzda, aşamayacağımız hiçbir engel yoktur. Dayanışma, insanlığın en güçlü silahıdır. Birlikte daha güçlüyüz. Birlikte daha iyiyiz."

Erol hoca, insanlara sevgi ve empatinin önemini anlatırdı. "Sevgi, insanlığın en yüce duygusudur. Sevgi, bizleri bir arada tutar ve dünyayı daha yaşanabilir kılar. Empati ise, başkalarının acılarını anlamamıza ve onlara yardım etmemize imkan tanır. Sevgi ve empatiyle dolu bir dünya, barış ve huzur dolu bir dünyadır."

Erol Hoca, geleceğe dair umut dolu mesajlar vermeyi de ihmal etmezdi. "Gelecek, bizim ellerimizde. Bugün attığımız her adım, yarınlarımıza yön verir. Çocuklarımıza daha iyi bir dünya bırakmak için çalışmalı ve çabalamalıyız. Gelecek, umut dolu ve aydınlık olmalı. Ve bu umudu, her birimizin yüreğinde taşımalıyız."

Erol Hoca, insanlara kendi yollarını bulmaları konusunda da ilham verirdi. "Her birimizin hayatında, kendi yolunu bulması gereken anlar vardır. Bu yolculuk, bazen zorlu olabilir. Ama unutmayın ki, bu yolculuk sizin. Kendi yolunuzu bulun, kendi hikayenizi yazın. Ve bu hikaye, umut, sevgi ve dayanışma dolu olsun."

Erol Hocanın mesajları, yalnızca kelimelerden ibaret değildi. Onun her sözü, derin bir anlam taşır ve insanların yüreğinde yankı bulurdu. Yeni bir güne başlama aşkı, insanlığa umut dolu mesajlar vermesi ve yüreklere dokunan anlatımlarıyla Erol Hoca, her sabah, insanları yeni bir güne hazırlardı. Bu yolculukta, herkesin kendi yolunu bulmasına yardımcı olur ve onlara umut dolu bir geleceğin kapılarını aralardı. Böyle bir dostla hep birlikte olup muhabbetin ve dostluğun zirvesinde rüzgarın esintisi altında deruni bir sohbeti tefekkür eşliğinde sürekli kılmayı çok isterdim. Ancak vakit yaklaştı ömrüm kifayet etmeyebilir şayet göremezsem gönülden muhabbetlerimi ona yolluyorum...Benim için koca bir kurumu karşısına alıp dik duruşunla örnek kişiliğini ortaya koyduğun gün hayranlığım zirve yapmıştı.

Ah be dostum seninle filozofça konuşmak ve sorumluluk aşısının en çok yapıldığı insanlar olarak kendimizi görmek bizi çok yordu, bu hastalık beni yiyecek ancak sana bu yazıyı gönderecek zamanım olur mu bilmiyorum...Rabbim seni korusun Kalan ömründe, benim umutlarımı ve kalan mesajlarımı da insanlığa aktaracağından eminim...Filozof Temelli 22.05.2021




20 Mayıs 2024 Pazartesi

Adalet için, barış için, insanlık için!

 Saygıdeğer Kardeşlerim,

Bugün burada, yüreklerimizde taşıdığımız umut ve inançla bir araya geldik. Dünyanın dört bir yanında, zulmün gölgesinde inleyen mazlumların sesi olmak için buradayız. Bilmeliyiz ki, insanlık onuru, hiçbir sınır tanımaz, hiçbir farklılık ayrım yapmaz. Bugün, hep birlikte, insanlık mektebinin kahramanları olarak bu zulme dur demek için bir adım atacağız.

Dünya, tarih boyunca pek çok zulüm gördü. Ama unutmayalım ki, her karanlık gecenin bir sabahı vardır. Bizler, bu karanlık gecede parlayan yıldızlar, mazlumların elinden tutup onları ayağa kaldıracak gönül erleriyiz. İnançlarımız, dillerimiz, renklerimiz farklı olabilir. Ama bizi birleştiren ortak bir yasa var: İnsanlık yasası. Bu yasa, adaletin, merhametin ve vicdanın ışığında yazılmıştır.

Bugün, bu ışığı daha da parlak hale getirmek için buradayız. Zulme karşı durmanın, mazlumların yanında olmanın zamanı geldi. Zalimler, güçlerini korkudan alırlar. Ama biz, gücümüzü sevgiden, merhametten ve adaletten alıyoruz. Ve bu güç, dünyanın en büyük gücüdür.

Kardeşlerim, düşünün bir an! Bir çocuk, savaşın yıktığı bir şehirde, gökyüzüne umutla bakan bir çocuk. Bir annenin, evladını kaybetmiş ama yine de adaletin geleceğine inanan bir annenin gözyaşları. Ve yaşlı bir adamın, torunlarına barış dolu bir dünya bırakmak isteyen bir dedenin duaları. İşte bu dualar, bu gözyaşları, bu umutlar bizi bir araya getirdi.

Bugün, bu meydanda, insanlığın vicdanı olarak ayağa kalkıyoruz. Her birimiz, yüreğimizde yanan meşaleyi daha da parlak hale getirmek için buradayız. Ve bu meşale, zulmün karanlığını aydınlatacak, mazlumların umudu olacak.

Kardeşlerim, haykıralım hep birlikte! Adalet için, barış için, insanlık için! Zalimlerin zulmü, bizlerin birliği karşısında eriyecek. Bugün burada, tarih yazıyoruz. İnsanlığın ortak vicdanı olarak, zulme dur diyoruz.

El ele, gönül gönüle verelim. Dünyanın neresinde olursa olsun, mazlumların sesi olalım. Bu zulme karşı sessiz kalmayalım. İnsanlık yasasının bize yüklediği sorumluluğu yerine getirelim. Unutmayalım ki, her birimiz bir kahramanız. Her birimiz, insanlık mektebinin neferleriyiz.

Bugün, bu meydanda yaktığımız meşale, geleceğin aydınlık günlerine bir umut olsun. Karanlıkları aydınlatan bu ışık, adaletin, barışın ve insanlığın simgesi olsun. Hep birlikte, zulme dur diyelim! Mazlumların elinden tutup, onlarla birlikte yeni bir dünya kuralım!

Kardeşlerim, haydi! Bu mücadeleyi birlikte kazanalım. Gelecek nesillere, adaletin ve barışın hüküm sürdüğü bir dünya bırakalım. Bu inançla, bu kararlılıkla, zulme karşı duralım!

Adalet için, barış için, insanlık için!

Erol KEKEÇ/20.05.2024/03.50/Sancaktepe/İST