Bu Blogda Ara

23 Haziran 2023 Cuma

KENDİ SİSTEMİNİ BOZAN İNSAN FESADIN KAYNAĞIDIR

“Allah’ın sana verdiği serveti O’nun yolunda harcamak suretiyle ahiretini kazanmaya çalış. Dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl ihsanda bulunduysa, sen de başkalarına öylece ihsanda bulun. Ülkede bozgunculuk çıkarmaya kalkışma. Çünkü Allah bozguncuları sevmez!” Kasas:77

İnsan muktedir olduğuna inandığı zaman, kazanımlarının asla elinden çıkmayacağını düşünür ve o şekilde yaşamaya başlar. İnsanın böyle bir ruh haline bürünmesi onu gerçeklerle yüzleşmekten uzaklaştırır, daima kafasında kurduğu hayatın devam edeceğini hesaplar. Bu hesaplar, insanı kendi oluşturduğu zindanına taşır ve o zindanın dışındaki yaşamların hep olumsuzluğunu düşünür. İnsan için bu başlangıç onu var olma hedefinden uzaklaştırır. Ontolojik olarak varlık gerekçesinin dışında yaşamaya başlar. İnsanın ontolojik olarak varlık gerekçesinden uzaklaşması, epistemolojik olarak doğruya ulaşma imkanını da kaybetmesine neden olur. Kendi varlık yasasını anlamamış ve onun dışına çıkmış bir varlığın, bu yaratılış kodlarının, elde etmesi gereken bilgi belge ve becerilere ulaşmasını beklemek ve öyle bir çaba içinde olmak sonuçsuz kalır.

Mutlak yaratan öyle bir sistem kurmuş ki, bu sistemin işleyişinde ön aşamadaki kodlar çalıştırılmadığı ya da atlandığı zaman sonradan gelenlerin çalışması da mümkün olmuyor. Mesela bir yazılım programında bile bunları görmek mümkündür. O sistematik sürecin takip edilmesi gerekir. Adınızı soy adınızı girmeden nereli olduğunuzu ne iş yaptığınızı, yazamıyorsunuz ve o ekran size açılmıyor. İnsanın yaptığı basit bir yazılımda bu sistematiği görüyoruz da Allah’ın mükemmel yarattığı bu sisteminde öyle bir kodlama yazılımının olmadığını mı düşünüyoruz. Öyle ise bu çok büyük bir yanılgı olur. Ondan dolayıdır ki, ontolojik olarak varlık gayesini anlamamış olan bir varlığın, nasıl sorularıyla muhatap olacağı epistemolojik sürece başlaması da mümkün olamamaktadır. Neden ve niçin var oldum sorusu içindeki bilgisel süreç kavrandığı zaman, sonrasında bu varlığın bu gayeye ulaşabilmek için vereceği çaba, bilginin geniş boyutta önüne açılmasına ve o işin hikmetine vakıf olmasına onu götürecektir. Ondan dolayıdır ki, Yaratıcı, yukarıdaki ayette diyor ki, Allah’ın sana verdiği serveti, onun yolunda harcamak suretiyle ahiretini kazan…Servetin ontolojik gerekçesinden habersiz olan bir varlığın, onun hedefinin gerçekleşmesi için nerede harcanacağı bilgisine ulaşması da mümkün değildir. Dolayısıyla ahiret diye bir yaşamı kazanmak ve oraya ulaşmak için de elindekileri, kendisine ahirette büyük pay verecek olanın isteği doğrultusunda harcamasını da düşünemezsiniz. Çünkü önceki aşama kavranmadan anlaşılmadan onunla ilgili gerekli işlemler yapılmadan sonraki ekran açılmayacaktır. Daha sonra gelecek olan açılımlar da açılmadan kapanacağından, insan zamanını sermayesini, işlemeyen ve bir yere kendisini götürmeyen bu yolda tüketerek bir şey yaptığını sanacaktır…İnsanların çoğu zanna göre yaşar zaten. Zanlara göre hayat kurmak, insanın için ön kötü bir yoldur. İnsan bu mağara ortamından çıkarak kendisiyle tanışması için, öncelikle ontolojik gayesini anlamalı ondan sonra bu gayeye ulaşabilecek süreçleri takip etmelidir. Ancak o zaman insan olarak var olmanın gereğini yerine getirmiş olacaktır.

İnsanın, bu ayetteki süreci doğru yaşaması için, öncelikle kendisiyle olan sorunlarını doğru analiz edip ilk yaratılma gayesiyle hayata başlangıç yapması gerekir. Kendisiyle ilgili doğru saptamalara girişmeyen ve sadece rüzgârın estiği taraftan bana ne gelir diye beklenti içinde olan bir varlık zaten insan olamaz. Çünkü insan dinamik değişken üretken yenilenen, aklı ile ayrım yapabilen aynı zamanda vicdanen bir terazi olan varlıktır. Bu varlığın bu donanımları hiç kabul edilerek bir nesne gibi doldur boşalt anlayışıyla hareket etmesini istemek ve öyle yaşayacağını iddia etmek ona yapılacak en büyük zulüm ve hakarettir. Bilimin ürettiği ve teknolojinin bize sunduğu ürünlerden cep telefonumuzu bir çiviyi çakmak için kullanmak ne kadar mantıksız ve onun donanımlarını ve fiziki yapısını imha etmek ise, insanı amacı dışında bir alanda görmek istemekte aynı durumdur. Onun için insan öncelikle insan olduğunu anlamalı ve o uğurda ayağa kalkmalı ki, ulaşması gereken bilgilere doğru kanaldan varsın. Yoksa kendisi için tuzaklar kurmaya devam edecektir.

Allah, tüm uyarılarında insanı varlık gayesi ile yüzleştirmek ve onu kavrayarak yaşamaya çağırmaktadır. Çünkü o gayenin dışında olup, yaratılma gayesinin hedeflediği bir yaşamın içinde olmak mümkün değildir. Bunu özetleyecek çok açık örneklere rastlayabiliyoruz. Mesela bir okulda öğretmen olarak görev yapan biri, kafasında okula müdür olarak atanmak varsa ve onun için çalışmalar yapıyor o uğurda kitaplar okuyup mevzuatı kavramaya çalışıyor, hatta ders dışında sürekli müdür gibi davranarak o moda girmişse, bu şahsın okulda çok başarılı bir öğretmen olmasını ve öğretmenlik mesleki bilgilerini geliştirerek insanlara faydalı çalışmalar yapmasını bekleyemezsiniz. Belki beklersiniz, ancak sadece beklemekle kalırsınız, çünkü onun kafası hedefi başka yerde ama fiili olarak öğretmenlik yapıyor. Bu şahıs hem başarısız olacak hem de inanmadığı ve benimsemediği bir işi yapacağından, kısa sürede itibarını kaybederek sıradan ve kimsenin dikkate almadığı bir kişiliğe dönüşebilir. Yani ne için var iseniz o olmak zorundasınız, öyle değil de siz kendinize bir plan yaparak o planı uygulamaya kalkarsanız, ontolojik gerekçenizden uzak olacağınız için anlamsızlıklarla dolu bir uğraş alanı yaratmış olacaksınız. Hayat böyle bir düzeneğe bağlıdır. Bunlar yaşadığımız evrenimizde bizlerin hayatına damga vurması zorunludur. Bu zorunluluğu sıradanlık olarak değerlendirip öyle hareket ettiğimizde hayatlarımız sıradanlaşacaktır.

Yukarıdaki açıklamalardan sonra Rabbimizin bu buyruğundan anladığımı sizlerle paylaşmak isterim. Allah’ın ihsanda bulunduğu nimetleri harcamadan, ahireti kazanmak mümkün değildir. Allah’ın verdiği nimetleri onun belirlediği yolda harcayarak ancak ahirete bilet kesebiliriz. Ancak sadece bu yeterli mi değil, âmâ ahireti kazanmanın en önemli yolu olduğunu düşünüyorum. Allah’ın verdiği nimetleri onun yolunda harcamaktan kaçınanın, Allah’a gidecek diğer eylemlerde de gerekli itinayı göstermesi kolay değildir. Ahireti kazanma mücadelesi verirken de dünyadan nasibini unutma, ancak bu nasip senin kullanıp tüketebildiğin ve bedensel yaşamının canlılığını koruyup rabbin için yapacağın çalışmaları aksatmayacak olandır. İsrafta bulunman ve istediğin gibi har vurup harman savurman, nimetin sahibini hesaba katmamaktır. Bunu gözetebilmek için, nimetin mutlak sahibini bilmek ve o nimetlerin varlık ve verilme gerekçelerini doğru anlamak gerekir. Nimetin sahibini dikkate almamak ve istediğimiz gibi istediğimiz koşullarda onu harcamak ve biriktirerek sonrakilere daha rahat dünya yaşamı geçirmeleri için bırakıp onunla övünmek yaratanın, rızkı verenin dikkate alınmamasıdır. Rızkın sahibini dikkate almayanlar, elindeki imkanların kendi çabası olduğuna inandığı anda, dünyada bir fitne kaynağı olmuş demektir. Kendisine bir ihsan olduğunu bilerek bu ihsanı, Allah’ın kullarına ihsanda bulunarak dünyadaki nasibini de unutmamak, yaratılış gayesine ve rızkın verilme hedefine uygun yaşamak olur. Allah böyle bir hedefle yaşayanların ancak ahireti kazanacak davranışlarda bulunduğunu anlatıyor.

Eğer bir toplumda insanlar, keşke filancanın sahip olduklarına bizde sahip olsaydık, görecektiniz ben nasıl lüks hayat oluştururdum diye düşünmelerine ve onların kendinden tarafa meyil etmesine sebep oluyorsa, bu fesadın kendisidir. Onun içindir ki, mal mülk dünyada fitnenin kaynağı olmayacak şekilde, onu verenin istediği gibi onun istediği yerde harcanmalıdır. Ancak o zaman Allah için harcanmış olur. Ancak insanlar çoğu zaman kazandıklarını kaybettiklerinde bu kaybetme ahmaklığını Allah verdi Allah aldı diyerek kendisinin de çok iyi biri olduğunu vurgulamaya çalışır. İnsanın çok iyi bir kul olması, onun elindeki imkanların yok olmasıyla açıklanamayacağını anlaması gerekir. Kişinin yönelimleri  onun hayatında çok önemli köklü değişimlerin olmasına neden olabilir. Şayet, Kul Allah’a yakın olacak fıtratta ise, ona verilen mal mülk, onu Allah’tan uzaklaştıracak ve kendi hevasının peşinde koşacak nitelikte ise, Allah bu kula acıdığından ve günaha batmaması için elindeki imkanları onun elinden alır. Bu ona rahmettir gazap değildir. Ancak kullar çoğu zaman bunu Allah’ın bir gazabı olarak görüp, çok iyi biri olsaydım ya da sen o kadar değerli biri olsaydın Allah senin elindekileri alır mıydı diye kendi akılsızlığıyla açıklamaya çalışır. Bunların hepsi bir zandan ibarettir. Allah zandan kaçınmamızı, verdiğine de vermediğine hamd etmemizi istiyor. Çünkü her ikisinde de bir hayır vardır.

Allah’ın kendi hazinesinden bol bol verdikleri nasıl ki iyi ve kötü olmanın bir nedeni olamazsa, vermedikleri için de aynı durum geçerlidir. Kişinin iyi ve kötü olmasının nedeni onun yönelim ve varlık gayesine ne kadar uygun yaşayıp yaşamadığıyla anlaşılır. Allah’ın gönderdiği elçilerden Süleyman (as)’a her türlü imkanları sunmuşken, Muhammed (as)’ı ise arkadaşları ile birlikte hicret ederek başkalarının yardımına ihtiyaç duyacak duruma getirmiştir. Dolayısıyla mal ve mülkün olup olmaması üstünlük ve üstün olmama işareti olamaz.

İnsanların üstün olup olmaması, onların yönelim ve ihmallerinden doğmaktadır. Dünya ve içindekiler çok sevimli geliyor yığdıkça yığıyor ve senin dışındakilerinde Allah’ın bir ayeti o ayetlerin tepelenmemesi, dimdik ve dosdoğru yaşamalarının gereğine inanırsan, imkânlarını Allah için harcar ahireti tercih edersin, yok böyle bir gaye yoksa o zaman yeryüzünde fitne kaynağı olur bozgunculuğun çıban başı olur, insanların yaratıcıdan uzaklaşmasına bir etken olursun…Karun’un sapmasındaki en önemli gerekçe de zaten bu olduğu bilinmelidir. O mütekebbirleşti ve bunların hepsini ben kendi bilgi ve becerilerimle elde ettim ben bu insanlardan farklı olmam gerekir dedi, elindekilerin onu koruyacağını ve kurtaracağını düşündü. Toplumun içine çıktığı zaman herkes ona verilenlerin kendilerine de verilmesini arzuluyorlar ve başka bir şey düşünmez olmuşlardı. Bu bir fesat unsuru olduğundan Allah rızkın mutlak sahibinin kim olduğunu insanlara göstermek ve onların ibret alıp yaşarken hakikati kavramaları için o bozguncuyu yerin dibine geçirdi. Karun ne kendini ne malını ne köşkünü koruyabildi ne de kendisinin yardımına kimse gelebildi. İşte Allah her ne olursa olsun varlık gayesinin dışında kullanılan yaratılmışların heba olmasını istemiyor ve onları aslına döndürüyor.

Karun’un yerinde olmayı isteyen ama imkânı olmayanlar bu gerçekliği gözleri ile görünce vay demek ki, rızık Allah’ın elindeymiş onu dilediğine verip dilediğinden alırmış biz kendimize zulmettik diyerek yakınmaya başladılar. Bazen imkanlar bir fitne kaynağı olduğu gibi, imkansızlıklarda bu fitnenin yaygınlaşmasına aracılık edip kökleşmesine katkı sunabiliyor. Ondan dolayıdır ki, hiçbir insan içinde bulunduğu yaşamın kendisine verilen bir nimet ya da gazap olduğunu düşünerek yaşamamalıdır. Her iki durumda bir rahmettir, insan ontolojik gayesine uygun yaşarsa, ancak ondan uzaklaşırsa her iki durum da bir gazap sebebi olur.

Rabbim, bizleri verdiklerinde cimrilik etmeyen zenginlerden, fesatçıların elindekine göz dikerek ona ulaşmak için gece gündüz plan kurarak onları ele geçireceği günü hayal edip varlık gayesini unutan imkânsız fakirlerden eylemesin. Her durumda da sadece Rablerini hatırlayarak ondan başkasının önünde eğilmeyen onurlu vakarlı, istikamet üzere dosdoğru olan kullarından eylesin…Dünya yaşamımızın huzur bulması için, kâinatın tevhidi gibi hayatımıza tevhit egemen olmasına çabalayan gönül eri kullar arasına girerek ahireti kazanan kullar arasına bizleri de kat Allah’ım…Bizim dünyamız darmadağınık ahiretimizin ne olacağını bilmiyoruz, senin rahmetin inayetin olmasa bizler senin karşına gelmekte mahcup oluruz. Allah’ım bizleri mahcup eyleme, gönülden seni arzulayan ancak yaşadığı dünyanın çarpıklıkları hayatlarını tarumar eden tüm kullarının dünyasını düzenle ahiretini hayır eyle içine bizleri de kat, sen her şeye gücü yetensin Allah’ım…

Rabbim bizleri hayırda yarışan, ihsan ettiğin ve bu ihsanı senin kulların ile paylaşan, Salih ameller hayatlarının vazgeçilmezi olan kullar eyle; bizler nefsimize zulmettik dünya ve içindekiler bizi kuşattı kalbimiz karardı, ancak senin aydınlığın bizi sana getirir…Rabbim biz senden gelecek her türlü hayra ihsana muhtacız bizleri nurunla aydınlat vicdanlarımızı adaletinle kuşat, merhametinle bizleri hesaba çek tüm ümidimiz ancak sensin Allah’ım….

 Bu içtenliklerimi sizlerle paylaşma güç ve kuvvetini veren rabbime hamdederek makalemi sonlandırıyorum…Selam saygı muhabbet ve iyilik temennilerimle kalın sağlıcakla…

“Allah’ın sana verdiği serveti O’nun yolunda harcamak suretiyle ahiretini kazanmaya çalış. Dünyadan da nasibini unutma. Allah sana nasıl ihsanda bulunduysa, sen de başkalarına öylece ihsanda bulun. Ülkede bozgunculuk çıkarmaya kalkışma. Çünkü Allah bozguncuları sevmez!” Kasas:77

Erol KEKEÇ/22.06.2023/15.04/Namazgah /İST



Hiç yorum yok:

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?

"SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Kendini herkese uydurmak için yontmaya koyulanlar, sonunda yontula yontula tükenip giderler.

Popüler Yayınlar

Bitsin Bu Zillet

Bitsin Bu Zillet
Bir millet irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlar zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeleri vermesi, ancak irfan ordusuyla kaimdir. KEMAL ATATÜRK

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...

Ağlatıpta gülene yazıklar olsun!...
Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.

Senin rabbin sana senden yakın.....

Senin rabbin sana senden yakın.....

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!

omuzlarında dünyayı taşıyan küçükler!
Zulüm yanan ateş gibidir, yaklaşanı yakar;Kanun ise su gibidir, akarsa nimet yetiştirir.

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....

Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!....
"Kuşlar gibi uçmasını,balıklar gibi yüzmesini öğrendik ama insan gibi kardeşce yaşamasını öğrenemedik..."

kelebek gibi hafif olun dünyada

kelebek gibi hafif olun dünyada

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

Kevserin Başında Buluşmak Umuduyla

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!

çöllerden geçerek varılır havuzun başına!